ben, acılı bir memleketin kayıplarının ortasında doğdum. kömür gözlü delikanlarının gece mesaisindeki sessizliklerinde doğdum. gözlerinin içlerine bakarak doğdum. daha önce kimselerin anlamak için bakmadığı gözlere bakarak, gözlerde kendime bir ev arayarak doğdum. kederleri tüm dünyayı hüzne boğmasın diye avuçlarına ağlayan kadınların yanı başında, kısır annelerin var olmayan çocuklarının yasını tutarken doğdum. iki kuruş para için bakışlar altında ezilenlerin, eğdikleri başlarının dibinde doğdum ben. “eğme başını, yalvarırım. seni de bu memleket doğurdu.” demek için doğdum. memleketin doğurduğu kederli çocukların saçlarını sevmek için doğdum. sesleri kısılanlara inat, var olmaktan şeref duyarak doğdum. sesim öyle yüksek çıktı ki, tüm dünya duydu beni, yeminler olsun. devrimci çığlıklarını bastıranların karşısında doğdum bağıra bağıra. sokak köşelerinde kederli türküler eşliğinde sigara tüttürenler için bağırdım. yas tutulmasına izin verilmeyen analar için bağırdım, belki de en çok onlar için. belki de hep onlar için. unutulan camilerde, unutulan insanların hıçkıra hıçkıra ağlayarak ettikleri dualar için bağırdım. her gün aynı saatte beni sokak başında bekleyen sokak köpeği için, şu koca memlekette kendilerine bir yuva bulamadıkları için bağırdım bas bas. gittim, aynanın karşısına geçtim. kendilerine şefkatle sarılamayanlar için, sarılamadığım için bağırdım. soluk soluğa kaldım. hasretin hançeri sineme vurdu*, ben kendimi vurdum sonu denize çıkan sokağın birinin başında. oracıkta ölüverdim. pek sakin, pek sessiz. memleketimde gömülmedim bile. öldüğümde de yer bulamadım kendime burada, bulamadım.
hazal ergül