ben, göğüs kafesimin içinde bilmem kaç bin şiddetinde depremler taşıyorum. gözlerimde renk renk boyalarla göğsümden gözlerime taşan enkazları gizlemeye çalışıyorum, biri birazcık fazla bakarsa ve anlarsa diye ödüm kopuyor. kendi gözlerime bakıp ağlıyorum içli içli. annem duyar da kendi depremlerindeki kayıplarını gömüldükleri yerlerden deşip onu üzerim diye içime içime ağlıyorum. hüznüme dair her ne varsa ona ait, biliyorsun. hüznümü eksiltsem ne kalır geriye bilmiyorum. bir de seni. elbette ki seni.

sen benim depremlerimde sağ kalan tek sevdiceğimsin. tam şu koca dünyanın en öksüz insanı olacakken gelip sol göğüs kafesimden öpensin. en güzelinden ve bazen de en sancılısından. ben evvelden beri kendi ellerine düşman bir kadınmışım, annem öyle anlatırdı, kabuslarımdan uyanıp ellerime bakar bakar ağlarmışım. ben senin yüzünü ömürlük bir sevdayla bir serçeyi sever gibi sevdiğimden beri barıştım ellerimle. çocukluk kabuslarımı tek bir gecede unuttum, yediğim ilk tokatın izini zihnimin en derinlerine gömdüm. belki unutmama izin veremedim, unutursam ölürdüm çünkü, ama allah bilirdi ki gözlerine bakmam yeterdi gömdüğüm toprakta çiçekler açmasına. bildiğim ve ettiğim tüm dualar senin içindi. allah duysun da seni yaşatsın isterdim. başını dizlerime yasladığında düşündüğüm tek şey bir türlü büyütemediğin ufak oğlan çocuğuydu. babasının gelişini pencere başlarında beklerdi uzun uzun. herkes gelirdi, herkes. evlerinin bahçesinde biricik bir ceviz ağacı vardı babasının kendi elleriyle diktiği ve büyümesine şahit olmayı ona emanet ettiği. bazen bahçeye indiğinde ağacının altına oturur, evlerinin karşısındaki arazide futbol oynayan çocukları izlerdi. gitmeye yeltenemezdi de oturduğu yerde avuçlarına batardı tırnakları. gözleri gördüğüm en güzel kahveydi ve beklemek güzeller güzeli gözlerine gölge olmuştu ama güzelliğinden gram eksiltmemişti. sanmakların ve beklemeklerin doğurduğu bir çocuktun, bundandı seni ilk gördüğümde hissettiğim şeyin tanıdıklık olması. her şeye rağmen dünyanın en güzel çocuğu sendin, yeminler olsun, ben o güzeller güzeli oğlan çocuğunu sevmekten başka ne bilirdim?

benim ibrahimim, bir bakışınla gönlümdeki tüm putları deviren sevdalık kuşum, iki cihânı bir araya getiren peygamberim. sana kendi ellerimle veriyorum baltayı, gönlümü put sanıp da kır diye değil ama. bilirsin ki; yıllar geçer, bildiğim ve doğru bellediğim tüm sevgiler birer birer yerini öfkeye bırakır, gönlümdeki putları yüzyıllık bir görev bilip kendi ellerimle yontarım. sonra sen çıkagelirsin ve gönlümde bana yük olan tüm putları devirirsin, ömrüm boyu yontmaktan ellerimde yaralar açan tüm taşları yerle bir edersin. elindeki balta bir gıdım oynamaz; sen dokunmadan bir bakışınla kıranlardansın çünkü, bir sözünle yerle bir edensin. ne senin ne baltanın günahı olur; zaten kırılmak da puttan eskidir ibrahim, benim canım, bilmiyorsun.*

hazar ergül