Kimsenin doldurmadığı salonlarda

Boylu boyunca öpüşürsek belki

Hayat sinemamız ivedilikle canlanır.

cebimizde sakladığımız tanrılar

Nehirlerde yıkanmamızı izlese hayretle.

Neyse

Şişeler doldukları hızla boşalmazlar ki.

Zaten

Hiçbir yerde aynı olmadı tebessümüm.

Ne bileyim hep korktum

Meyvem acı çıkar, namusum kirlenir

Eklemlerim sabaha karşı kanlanır diye.

 

Suizanla değil

Hezeyanla süzüldüm ve

koşup bir çırpıda kuruldum

bağrının suçsuz bir avlusuna.

Bu, illaki kimilerince duyulur

Devinimlerim bir denklemi kıstırır

çığlığa boğar onu kustururcasına.

Ben kulağımı örterken

Hatalarım ve haftalarım

kahpe bir bohçada

durduraksız bir saklambaça tutulur.

Hiç kimsem yok etrafımda

halbuki

Herkes kapıyorken taburelerini göğsümde

Ben mahşer-i fecaate ayakta gidiyorum.

Ne acı

Tarifem berbat, taifem denizin kumu,

Suratına bir hiçmişim gibi aksırıyorum.

Güneşle bir gece için bahse tutuştum

Hayta! Bin yıldır ikimiz de hiç değişmedik.

Kara kaftanlı sevgilim

Ayaklarımdan mı başladım üşümeye yoksa

Buzla mı afallatıyorsun sen cehennemimi?

Acemilik olsa olsa böyle bir şeydir

Gel ve koparırcasına tut ellerimi.

Bir kabarede oynaşmak tarumara denkse

Kavislerde düzülmek de kötü bir intibadır.

Son kez soruyorum sana

Eğer küfür mahşerden çıkmaysa

Ben titreyerek mi reddettim cenneti

Bu böyledir ikiyle dört misali

Ben bir şiir yazarım ve bir kadın

Gözümün önünde gitgide kadınlaşıp

Her gece gelir düşer başıma.

Nikah yüzüğüm sirklerde yakılır

İçinde sıkışır timsahla tilki.

Manzara bedenimi kırarken

Sirkeyle ıslatırlar alnımı

Basbaya bir zevzeği andırır halim

Paralar saçmak için üşüşürler yanıma.

Her zevzeğin koca bir serveti vardır.

Ama belleğim bunlara kanmaz ki

Bileğim bükemez kadranın belini.

Bir gece bankalar kurur, borsalar

Herkes takılır zuhalin halkasına.

Irgalamaz beni hiç

Olup bitenin şamatası.

Ahı değil lebi kalır payıma ahunun

Öptükçe tadı bulaşır canıma.

Kadir ERDEM