oradayım, biliyorum, oradasın, biliyorum.

aynaya bakıyorum ama görmüyorum

hatırlamak istemediğim şeylerin müzesine dönüşüyorum.

tenime dokunuyorum ama hissetmiyorum

ellerim birbirine yabancı ve kelimelerim kulaklarıma

kalemimin soluğu kesilmiş

soluğum kesilmiş

kalbim bir katedral, peşimde günahkarlar

dullar, hayaletler ve kurbanlar

gecenin ucunda belki tekrar soluk ışığım yanar

keskin bir uyku, unutulmuş bir söz kadar

bir umut aydınlanır belki sönük benizleri, sahi, masumlar

ve ölüm kılığında mutluluğa kanarlar

oturmuş mezarında ninni okuyorlar

sahi ne ara öldün sen?

merhumun elleri göğe doğru açık

bu eller ne dokunur ne okşar

bu eller birbirini tanımaz ve biri diğerini boğar

ne mucizeleri ne affı var

göğsümde uyuyan bir kedi ve kafama yuva kurmuş bir mahkûm var

niyetim kanımın kirli tarafına karışmış, akar

dokunsam ağlayacaksın biliyorum, ağlayacağım

dokunmuyorum. ağız dolusu küfür ve açık tutmaktan yorulmuş kolların var, bana.

annesini kaybeden bakışı var doğmamış kardeşimin

konu ne ara buraya geldi?

yarım kalmış bu şiir. yarım bıraktın dizelerimi, sözümü kestin, dilimi kestin

nefretimin kokusu sinmiş odana

çürümüş bir beden, çürümüş dişlerin, ıslak havlunun kokusu sinmiş halına

duvarlarından geçemeyen bir ruhun bakışı var

aynaya bakıyorum ama görmüyorum, onu

kendi kendime konuşuyorum.

hoşuna gidiyor, biliyorum

delilik ateşliyor niyetini ve dağlamış derine çatlak izlerini

acıyla titriyor bedenin ve yangının izi

hoşuma gidiyor, biliyorsun.

kendi kendine konuşuyorsun.

çok hızlı nefes alıyorsun, sakın, kedi uyanacak

sakin mahkûm uyuyacak

uslu ol ve nefesini tut

uslu ol ve bırak tutkunu tokatlasın ellerin

ne mucizesi ne affı var

biri diğerini boğar, dokunmayın, ağlarlar.