Ne alı ne moru ne mavisi
Renklerim de ışıklar gibi süzülsün
Boyanmak için soyundum doğduğumdandır

İnanmazsam da korkum var Tanrıya
Her damarımda bin kez haşa
Günahlarımı çıkaran tövbelerimde
Umudumu taşıyan dualarım var
Şiirler de duaların avuçlarında barınır
Okunmak için değil umutların ağıtıyla yazılır

Bin yapraklı da olsa
Sonbaharda hepsini kaybeden ağaçların öcüdür evimdeki kaktüs
Kuruyup gitse de
Ne yaprakları vardır ne umutlarıma dokunur

Tanıdık ve hain mimikli yüzleri
Delik ceplerimde saklarım
Ceplerimi, beni korusun diye sivrilen tırnaklarım kazır

Uçları keskin bıçak, ortası paslı
Demir değil, çelik değil, kolayca bükülür bu
Üflesen sallar beni bir hurdaya kurdum dengemi
En çok adını bildiklerim ziyaret etti de
Unutmak için tüm çalı süpürgelerim kırıldı
İnançlar arsız değilse değişir her şey elbette
Ruhun arsızına da ne ben çare buldum ne gövde
Ne parmak salladım ne kılıç kuşandım
Aynada kaldı tüm hazır gardlarım

Kimim kimsem
Hem yönüm hem izim aynaya bulaştı
Sarılmadım kimseye de
En çok onu dost sandım.