anlayamadığım şeyler vardı, yedi düvele manifesto okutan
insan ölür de, öldüğü gün doğarmış illüzyondan ibaret nefesini alırken.
yaşanmayacak şey değildi diyafram tutulması… kapalıydı göğüs kafesimin kapıları
belki bir yerde vardır tıklatacak cesaret
çok dibimde, kendimde, belki benden de ötede
…
benliğimi oyaladığım, kendimle oynadığım yanlışlardan daha ne kadar kaçacağımı zannettiysem tepetaklak etmişti fazla dayanmadan
belki de fazla dayandı, kim bilir
benim bilmediğim kesin(!)
ne seni ne de senden önce bildiğim kendimi…
hükmederken zihnime sessizce saf bi işeyaramaz misali, kabullenemiyordum seni izlemekten başka bir şey gelmediğini elimden
hasta ruhunun ruh hastalığını sevmiştim ben oysaki hikâye etmeden, şikâyet etmeden
hikâye etmeden hikâye yazmak istemiştim var olmayan kahramanımla
hissedemediğim şeyler vardı kırlangıçları susturan çırpınışlarımın manasız kaldığı
aylarca bir kanat çırpışı için saniyeler saydıran, umut vadedip duvarımdaki tablolarla konuşturtan kendisi değilmişçesine
duyulmuyordu ısrarla çığlıklarım, kapatmıştı kazanacağını sandığı yarışın sonuna kadar kulaklarını
anlatamadığım şeyler vardı…
damarlarımdan yukarı tırmanırken tüm yarım kalmışlıklarım gibi süzülemeyen gözyaşlarıma takılıp düşen keşkelerim olmasaydı keşke içimi kurutan sol gözümdeki damlalar gibi
hissettiremediğim şeyler vardı hissettirmek istemediğim
zincirlerimde kaybolmayı, boğulurken nefesimi aramayı özlediğim günler yakındır
açılan yaraların yolunu gözlemek ancak bi akılsızın işi olabilir dediğimi hatırlamamayı seçiyorum
bitirdiğim şeyler vardı bittiğim
…
ne zaman boğulacağını bilmese de sonunu bilerek girdiği bir deniz vardı denizkızının,
sardı, sarmaladı, dingin dalgasıyla sinsice çekti içine onu
güvenmek istemişti belki de sorgusuzca, dalgalı da olsa savrulmak istemişti ilk defa
yine hatırlattı deniz ona her dalganın kendini tekrar eden çöp yığınından farksız olduğunu
boğulmak istediği denizde ıslanmak dahi istemiyordu artık
uğruna neler vermezdi ki o hain denizin
sonunu bile bile…
Senem Uras