2024 yazında “gençlik hatası” konseptiyle yola çıkan Bohem Fanzin, son sayısı Invasion’ın önsözünde fanzin camiasına dair sert bir “durum raporu” yayınladı. Ancak bu raporu incelediğimizde; karşımıza tutarsızlığı bir tutarlılık biçimi olarak sunmaya çalışan, kendi kurduğu teorik labirentte kaybolmuş bir “saf fanzincilik” kibri çıkıyor. Bu sayıdaki önsöz ile fanzin camiasında bir süredir denk gelmediğimiz “steril yeraltı” rüzgarlarını tekrardan estirme çabası içine girmiş de oldular.
Bohem ekibi, günümüzdeki fanzinleri “üretim bandında hızlıca üretilen Model T” otomobillere benzeterek ithamda bulunuyor. Fanzin üreticilerini “Fordist teknikle” üretim yapmakla suçlarken, fanzin kültürünün özgürlükçü damarlarını tıkayan bir kast sistemi inşa ediyorlar.
Özellikle metindeki “Beyin ölümü gerçekleşmesine rağmen altmış birinci kez yaşatılmaya çalışılanlar” ifadesi, doğrudan Ağustos 2015’ten beri yayın hayatını sürdüren Mevzular Derin Fanzin’i hedef tahtasına koyuyor. Bohem için 61. sayıya ulaşmak bir “bitkisel hayat” emaresiyken; 500’e yakın insanın sayfalarında ürettiği, on yıllık bir emeği “zombi” metaforuna hapsetmek, kolektif üretime yöneltilmiş bir değersizleştirme çabasıdır. Bir fanzin için süreklilik, statükoya teslim olmak değil; aksine her sayısında yeniden barikat kurmaktır.
Bohemcilerin, “Çıkaranın içine sinmeyen bir fanzini dağıtmak etik olarak suçtur” iddiası, fanzin gibi kaotik ve devinimli bir mecrayı aşırı ahlakçı bir cendereye sokuyor. Fanzin; edebiyattan siyasete, çürümüş dünyaya karşı kolektif iradenin fotokopiye kazınmış hali. Onu sadece bir “toplu terapi” veya kişisel bir tatmin aracına indirgemek, fanzini toplumsal bir tokat olmaktan çıkarıp bireysel bir avuntuya dönüştürüyor.
Üstelik, “Hazır olduğumuzda çıkaracağız” diyerek disiplinsizliği kutsallaştırmak ve periyodik yayıncılığı “fanzinin intiharı” olarak nitelemek, fanzinin barındırması gereken “alternatif üretme” gücünü elinden alıyor. Düzenin prototipinden kaçarken, eylemsizliğin ve belirsizliğin konforuna sığınmak, bu mecranın dönüştürücü gücünü yok ediyor.
Bohem, güncel fanzinleri “Migros rafı dergilerinin fotokopi hali” olmakla itham ediyor. 2026 yılındayız. İletişimin bu denli hızlı olduğu bir çağda, hâlâ 90’ların yeraltı estetiğine sığınıp “periyot intihardır” demek, eleştirilen statükoculuğun kendisi haline geliyor. Fanzinler, popülist edebiyat borazanlarının karşısında, sesi duyulmayan genç yazarın giyebileceği tek zırh. Bu zırh da ancak kapıları dışarıya kapatarak değil, sokağın her köşesine sızarak kuşanılabilir.
Bohem’in satır aralarında kendisi gibi olmayanları “şark kurnazı” ya da “Fordist üretim bandı” ifadeleriyle yaftalaması, tam bir kibir örneği. “Nicelik artarsa eser bayağılaşır” savı, sanatı sadece “azınlığın malı” gören köhnemiş bir aristokrat tavrı. Bir fikrin on binlerce kişiye ulaşması onu kirletmez; aksine o fikrin bir eyleme, bir dönüşüme gebe olduğunu müjdeler.
Önsözde “Modern fanzinciliğin peygamberi olmak istemiyorum” denilse de, “Gönlünüzü koymayacaksanız yapmayın” buyruğu bizzat o eleştirilen peygamberlik kompleksinden doğuyor. O gönlün ölçüsünü belirleme, neyin “etik suç” neyin “hakiki” olduğuna karar verme yetkisini Bohemcilere kim veriyor? Eğer bir fanzinci sesini daha uzağa duyurmak için bir strateji geliştiriyorsa, bu onun ruhsuz olduğunu değil, o ruhu sokağın her köşesine yaymak istediğini gösterir.
Bohemciler o dar, karanlık ve nemli tünellerinde kendi yalnızlıklarını kutsarken, hayat dışarıda gürül gürül akıyor.
Fanzinciliğin mezarını elitizmle kazıp üzerine “yeraltı” tabelası asmaktan vazgeçmek gerekiyor. Gerçek fanzin, okuyucusundan kaçan değil; onun yakasına yapışan, onu sarsan ve düzene sığmayan her şeyi bir araya getiren kolektif bir başkaldırıdır. Ve unutulmamalıdır ki; bu sarsıntı ne kadar çok insana ulaşırsa, yarattığı deprem de o kadar gerçek ve dönüştürücü olacaktır.