Güneş kremini aldı. Belli belirsiz sıkılgan ne yapacağını bilemedi. Henüz birbirlerinin tenine dokunmak için çok mu erkendi? Bunun bir zamanı var mıydı ki? Bütün bu düşünceler onu çok sıktı. Aldığı yere geri bıraktı. Mayodan arta kalan vücutlarının çıplaklığı plaj şemsiyesinin altında Edward Munch tablolarını andırıyordu. Denizi seyreden Simay, güneş kremiyle yüzleşen Ferhat’ı fark edemedi. Uzaklara dalmıştı. Yanlarında getirdikleri ses bombasında çalan şarkı denizin dalgalarıyla ritim tutarken Simay, dalgın bakışlarını kaldırmadan Ferhat’tan kendisini kremlemesini istedi. Ferhat güneş kremini arar gibi yaptı. Bunu düşündüğünü bilmesini istemiyordu. Kremi çıkardığında Simay da dalgın bakışlarını kaldırdı. Ferhat’ı incelemeye koyuldu. Kaşlarının hafif kalınlığı altındaki gözlerinin büyüklüğü sevecen kahverengi haleler yayıyordu. Simay saçlarını arkaya atsa da rüzgar onları geri getiriyordu. Ferhat sonunda dayanamadı; kremli elleriyle onun saçlarını kulaklarının arkasına attı. Kafasındaki topuzdan arta kalan birkaç parça kumral ipek tutamı. Hemen alnında minik minik damlalar belirmiş bunu da gölgenin az vurduğu yerde oturmasına bağlamıştı çabucak. Simay gülmekle yetindi. Kirli sakallarına dokundu. Aralarında sevgiye dair her şey vardı hatta arada sırada öpüşeceklermiş gibi yakınlaşıyorlar fakat Ferhat’ın utangaçlığı bu yakınlaşmaları mahvediyordu. Ferhat lifler gibi her tarafını kremledi Simay’ın hassas bölgeleri de ona bıraktı. Sıra Simay’a gelmişti. Ferhat sırtını döndü. Simay gökyüzüne yıldız dağıtıyormuş gibi sıktı kremi, yavaş yavaş ovdu. Sırtındaki sivilceleri hedef alması Ferhat’ın dikkatinden kaçmamıştı. Bundan dolayı da açıklama yapmak istedi fakat bu sefer sustu. Anın tadını çıkarmalıydı. Hoparlörden gelen Kesmeşeker şarkısı anın büyüsüyle daha da güzelleşti. “Henüz Onlar Bunları Bilmiyor” şarkısı rüzgarın uğultusuna karıştı. Artık tamamdılar. Denize gireceklerken belli belirsiz elleri buluştu. Ayaklarını bastıkları anda denizin soğuğu vücutlarını ele geçirdi. Aşağıdan yukarı yükselen ürperme hissiyle mücadele etmeye başladılar. Ferhat, Simay’ın titreyen dişlerinin sesini dinledi ve bu seansı hızlandırma kararı aldı. Balıklamasına atladı denize. Onu da yanına çağırdı burnundan gelen tuzlu suyun acısına aldırmadan. Simay acemi girişinden sonra denize öyle bir daldı ki. Ferhat kalakaldı. İzledi, izledi. Simay uzaklara gitti. Ferhat Dikili’nin ayaklarını yiyen balıklarıyla uğraşırken, Simay’ın ufka doğru giden belirsiz figürü şişenin içine saklanıp denize atılmış mektupları andırıyordu.
Furkan Durmaz