Bana ne olduğunu biliyorum
Olandan bir an önce sıyrılmakla kabullenmek arasında tik tak tik tak
Tik tak tik tak diye geçermiş zaman
Benimkisi tik tik tak tik tik tak
Sen geldikten sonra iki tik fazla gitti ömrümden
Üç tik beş tik daha fazla olmadı diye tüh tüh
Ritim bozukluğu genetikmiş
Hassas dengelerde kurulan milimetrik düşlerde kaybolma zamanıdır
Eskiden eksikliğim dediklerimden bolca
Fazlalarım buhar olup uçtu
Tanıyorum uçuranları
Duvarlar arkasına gizlenip sinsice sallıyorlar zehirli oklarını
Duvarlar
Yüksekliği iki metre seksen santim tavanlar
İki milyon yok iki yüz hayır çok milyon kere
İçinde kaybolurmuş gibi yaptığım boşluklar
Ölüyormuş gibi ağır nefes
Yaşıyormuş gibi hızlısı da var
İtiraz
Delilik
O biçim sabahlar
Heyecan ayarlama merkezini işgal eden içi geçkinler
Adamlar kadınlar zayıflar şişmanlar uzunlar, kısalar
Patlak kafalardan çıkan duman
Otobüs kalabalıkları
Tetikleyici öksürükler
Sırt üstü yatan kara köpek
Süpürgeli martı
Ağacı geçince dur
Hop dur
Dur hop da olur
Süpürgeli martı hey de hey
Evet sen kanatlı olan
Bırak temizliği gel yaklaş yamacıma
Arama kanadında sevdayı
Kuşu da unutma sen uçuşu da
Notu aldık devam edelim
Heh geldin mi kardeş
Bak ne güzel olmuşsun
Acılı Meksika biberleri sürününce pek hoşsun
Ahmet’ler
Ali’ler
Osman’lar
Küçük esnaf
Orta ölçekli işletme sahipleri
Sabahları iki poğaça bir çayla güne başlayanlar
Dizi sevenler
Halay çekenler
Benzerleri
Peşinden gidilesi mis gibi onca felsefe
Daha iyi yenilme konusuna takılan kafa acayipliği
İhtimal ki sabaha acayip gelmez
Yukarıda alkol var
Teşekkürler veyahut cehennemin dibine kadar yolun var Beckett.
Gerçeğimi ip üstünde yaşarken aşağıda alevler
Benden başka herkes endişeleniyor düşüp parçalanacağıma
Kaygılarım açık denizlerde pupa yelken
Bu duvarlar benim çarparak deliriyorum
Deliriyordum
Tek tesellim dağılan parçalarımı kendî duvarıma yapıştıran gerçek
Gerçekti
Yarattığım kâbuslara layık olmaya çalışıyorum
Çalışıyordum
Uçurumlar benimdi.
Şimdi gel pisi pisi sevmeleri
Hedonist kedi göndermeleri
Hadi gel diyemem
Kıyamam
İçimde gözlerini kırpıştırıyor bir şey
İnsan hayvan bitki arası
Tanımsız
Görmedin
Söylediler
İnandın.
Yorucu senkronizasyon
O kapatıyor sen açıyorsun
O açıyor sen kapatıyorsun
İkinizden biri fazla
O konuşuyor sen susuyorsun.
O koşuyor sen duruyorsun
O yokken sen varsın
Senkron bozulacak tükenecek varlığın aynı anda hamle olursa
Yalan
Fırtınalarla boğuşuyorum
Boğuşuyorsun
Boğuşuyor
Islandığım su yağmura mı denize mi gözlere mi ait
Biz kurduk bu oyunu
O aslında o değil ben
Uzaktan göründüğü gibi değildir ben olmak
Zordur bak söyleyeyim baştan
Herkes ister delirmeyi
Vebali ağırdır
Birlikte her gece yeni uygarlıklar kurardık zihnimin bana ait olan yanı gasp edilmeden önce
Kurduğumuz uygarlıkları yıkardık sabahları kırpmadan gözümüzü
Gözümüzü yalnızca birbirimize kırpardık gizliden gizliye
Güm
Biz kurar biz yıkar yeniden kurup yeniden yıkardık
Diğerlerine tuhaf gelen kurmacalı yıkmacalı oyundu
Oyun işte adı üstünde
Masumdur oyunlar
Kimseciklere zararı dokunmaz
Bizim de dokunmuyor
Her oyunun kuralları olur
Bizimkinin de var
Kural bir
Onlar da oynayacaklar farkında olmadan
Kural iki
Saymakla bitmez ki
Boş ver biri ikiyi
Biraz karışık
Zamanla öğrenir insan
Yaşadıkça
Bölümleri atladıkça zorlaşıyor oyun
Zorlaşır
Gözünüz aydın manifaturacılar
Züccaciyeciler
Emekli albaylar
Müsait yerde inecekler
Geceleri erken yatmalıyım sabah işe gideceğimciler
Ekmek parası ne yapalım abimciler
Günde en az yedi saat uyumalısın yavrumcular
Ay canım ne tatlısın yakıştı mı parmağımacılar
Hanım bir çay demle de içelimciler…
İstediğiniz olacak az sonra
Benim için artık fark etmeyeceğini biliyorum
Kendi tercihim olmayan yaşamlar kazanıp duruyorum
Super Mario olmak istediğimi kim söyledi sizlere
Kaybetmeye mahkum Akuma olmaktı hak ettiğim
Razıydım buna çoktan
Kim hangi iyiliği yapmak adına giydirdi bu kostümü bana
Kendi kazdığım çukuruma saklanmış suçsuzlara sallıyorum
Saniyede on mermi
Mermilerin kime isabet edeceğini bilmiyorum
Cebimde bir türlü bedenime denk getirmeye cesaret edemediğim
Kalibrelerine küfredip durduğum kör kurşunlarla dolaşıyorum ortalıkta
Dolaşarak da oynanır bu
Oturarak da
Yemek yiyerek içki içerek de
Yatarak oynanmaz ama kural dışı bu hareket
Geçmiş zaman olur ki
Bir yandan yanıma gelsin istiyorum
Diğer yandan bu çukur benim kendi çukurunu kendin kaz
Yanıma
Tam yanıma kaz ki göremesem seni
Sesini duyarım hiç olmazsa halleri
Duymasam olmaz
Zihnimin bana ait olmayan yanını gasp edenler
Bir gün ona da zarar verecekler
Korku bu
Endişe
Buz gibi rüzgâr esiyor
Normal değil bizim gibi
Vebali ağırdır normal dışını zorlamanın
Diğerleri gibi değil geliş
Toz duman
Oyun arkadaşımı almış yanına vurdukça vurmaya başlıyor
Yüzüme
Ne zaman nereden hangi şiddetle eseceğini kendisi biliyor
Oyunu bozan oyundan sıkılan ben değilim der gibi bakıyor
Yüzünde yalnızca benim fark edebileceğim gülümsemesi
Bıyık altından gülmek
Nasıl da kandırıyoruz
Ah sen yok musun sen gülmesi
İşte o gülmekten yüzünde
Bu kez hayat vermeye gelmedim diyor
Yine yalnız ben fark eden
Ah sen yok musun sen gülüşüyle karşılık veriyorum
İyice ustalaşmış artık
Aylardır ağaç kovuklarına sakladığımız
Her birinin anlamını sadece bizim bildiğimiz şişe kapakları
Kara kalemler
Boş beyaz kâğıtlar
Çam kozalakları
Çalmayan çalar saat
Kırkbeşlik plak
Kitaplardan koparılmış sayfalar
Altı çizili dizeler
Kurduğumuz milimetrik düşlerden kazanabilme olasılığı
Kaybettik oyun bitti
Bitmediğini biliyoruz
Yeni başlıyoruz
Aynı anda gülümsüyoruz bıyık altından
Ah sen yok musun senin yerini ah biz yok muyuz biz alıyor
Fark etmiyor diğerleri
Oyun içinde yeni bir oyun kuralım mı derken boş bulunup uzanıyorum
Fark ediyor diğerleri
Yandınız
Yandınız diye bağırmaya başlıyorlar hep bir ağızdan
Biraz daha oynasak
Bir kere daha
Bir kere daha
Olmaz diyorlar
Yandınız
Siz oynamazsanız oynamayın
Biz oynarken mutluyuz ne zararı var size
Ayıp
Hiç anlamıyoruz masum bir oyunun nesi ayıp
Saklambaç oynarken sobelenen çocuklar gibi kala kalıyoruz ortada
Bakıyoruz birbirimizin yüzüne
Yandığın halde oyunda kaldığın bir dünya
Yana yana oyunda kalacağın bir hayat mümkün
İnanıyoruz
Sesleniyor
Tik
Duyuyorum
Tak.
– Cenk Uras