Mevzular Derin
Öykü

isimsiz

Bazı çocuklar büyük bir aşkın ürünüdür, bazıları büyük bir nefretin; bazıları planlanır, bazıları “yanlışlıkla” olur. Bazıları annelerine benzer, bazıları babalarına; bazıları annesinin biricik kızı olur, bazıları babasının aslanı. Ben bunların hiçbiriyim. 

Annemle babamın arasında herhangi bir duygunun oluşacağı bir yakınlık ya da uzaklık yokmuş. Sadece dünyaya gelmişler, büyümüşler, “Evlenme yaşı geldi artık” denmiş, evlenmişler. “Şimdi bir de çocuk gerek” demişler, ben olmuşum. Ya da çok da olamamışım. 

Hamileliğinin üç buçukuncu ayında annem çok pişman olmuş. Karnındaki o şişlik, içindeki o canlı, onun bavulundaki bir yükten başka bir şey değilmiş. Babama vermiş beni; nasıl olsa fırında pişen bu yemeğin ateşini babam harlamış. Babam, içindeki — zaten olmayan— dengeleri daha da yok eden bu taşa ancak bir ay dayanabilmiş. Annemin dizlerine kapanmış: “Al, al bu çocuğu benden…” Annem reddetmiş. 

Bir ay boyunca yalvarmış babam. Annem en sonunda “Şunun şurasında ne kaldı” diye düşünerek almış beni babamdan. Babam yedi gün eve gelmemiş. İlk 

gün bir kadınla, ikinci gün bir erkekle, üçüncü gün bir travestiyle, dördüncü gün bir cüceyle, beşinci gün bir devle, altıncı gün bir anneyle, yedinci gün bir babayla birlikte olmuş. Annem yedi gün boyunca rüyasında saçlarımı örmüş; örmüş, bozmuş, bozmuş, örmüş, kesmiş… 

Dokuz aya yedi gün kala gelmişim dünyaya. Ebe popoma bir şaplak atmış, gülmüşüm. Annem görmek istememiş beni; babam zaten gelmemiş. Ne vajinam ne de bir penisim varmış. Ebe bakmış, “İşte,” demiş, “insan.” 

Atamamışlar beni, tutmak da istememişler ama. İsim koymamışlar bana. Beni gören herkes kendine neyi yakıştırıyorsa o olmuş adım. Evde, odaların köşelerinde, kendi kendimi büyütmüşüm. Kendi saçlarımı kendim sevmiş, kendi masallarımı kendim okumuşum. 

Yedi yaşımdayken bir gece vakti, kabusumdan uyandığımda ne annemi bulabildim ne de babamı. Kendi dizime yatıp sakinleştirdim kendimi. Sadece kötü bir rüyaydı. 

Annemle babamı o geceden sonraki ömrüm boyunca bir daha hiç bulamadım. Mutlulardı demek ki. İnsan 

mutlu olduğu yerden dönmez. Ya da belki de dönmek ister ama yolunu bulamaz. Bir süre boyunca komşular benimle ilgilendi ama varlığımı tam anlamlandıramadıkları için çocuklarının çevresinde benim gibi birini istemediler. Zaten çok yabancı olduğum bir durum değildi; tuttum elimden, gittim. 

Kimsenin istemediği bir insana, sadece kimsenin yapmak istemediği işleri yapmak düşer. Ben de hayatımı bu işleri yaparak kazandım. Komik. Hayatıma dönüp baktığımda sadece her şeyi bir bir kaybettiğimi görüyorum ama şu an bir “işle” hayatımı kazandığımı söylüyorum. 

Yirmi yedimde biriyle tanıştım. Çok sevdim. Adını, cinsiyetini, yaşını hatırlamıyorum. Şimdi o zamanı düşününce sadece bir sıcaklık hissediyorum tam şuramda. Yedi yıl boyunca beraberdik. Bir gün, ona da “Evlenme yaşın geldi artık” demişler. Benden ne damat ne gelin olurmuş. 

İşte böyle, kimsenin hiçbir kefeye koyamadığı, koyduğu kefeden çıkartamadığı bir hayatı yetmiş yedi yıl boyunca yaşadım. Dün öldüm. Bedenimi kadın mı yoksa erkek gassal mı yıkasın bilememişler. 

Yakmışlar. Dün öldüm. Şimdi yaşıyorum.

 

Egemen Güler

 

Çizer: Uğur Arslantaş

Related posts

Gözler

Bilge Kandur
3 sene ago

Akıl Yaşa Ters- Tüm Yanılgılar Tez

Alperen Yavaş
6 sene ago

Biri Hariç

Umut Çağın Bozacı
8 sene ago
Exit mobile version