Mevzular Derin
Öykü

bina

terliklerimi şapırdatarak merdivenlerden inip çıktığım o günlerde, bir an önce büyüyüp yetişkinlerin o büyülü dünyasına çabucak dahil olmak isterdim. kalabalık toplanmalarda onların konuşmalarını dinlemekte garip bir sıcaklık vardı çünkü.

 

arkadaşlarımızla bulduğumuz her fırsatta -ya da büyüklerin toplantılarından kapı dışarı olduğumuzda-, bu yaşlı binanın çatısına çıkardık. o daracık alanda oyunlar oynar, eğlenirdik. bitkin düştüğümüzde ya da sakinleştiğimizde oluşan sessizliği, uçakların sesi ve şehrin gürültüsü doldururdu. o anda, ya çatının gri zeminine, ya tırmanıp kiremitlere yatarak uçakları, kuşları gözümüzle, ellerimizle takip ederdik.

gözümüzü aşağıya doğru indirdikçe, bu alabildiğine çarpık kentleşmiş şehre, o yamuk yumuk, iç içe geçmiş uzaktaki binalara, sağdaki yeni yükselen gökdelenlere, tam karşıdaki inşaatı taze bitmiş siteye bakadururduk.

büyüyüp hayata atılmak, insanların arasına karışmak fikriyle heyecanlanırdık. +13, hatta +18 filmleri kaç yıl sonra izleyebileceğimizi hesaplar, hesabın sonunda daha çok zaman olduğu kanısına varınca da buruk bir hüzün kaplardı içimizi. fakat bu hüzün, sokağa top oynamaya çıktığımız anda yerini mutluluğa bırakıverirdi.

 

büyümenin çok da matah bir şey olmadığını anlamaktan, yetişkinlerin öyle gizemli bir dünyası falan olmadığının farkına varmaktan çok uzaktık.

siyasetten, futboldan konuşulurdu çay sofralarında, sıcak yaz akşamlarının vazgeçilmeziydi bu konuşmalar. fener’in maçının olduğu günler iple çekilirdi sanki bu binada. fenerlisi, cimbomlusu, beşiktaşlısı bir evde toplanırdı. babam işten dönünce beni de alır, oraya inerdik.

fenerle kurduğum bağ, belki de o günlerden kaynaklı. belki de değil, öyle. hatta insanların tuttuğu takımlara, kulüplere bu kadar anlam yüklemesinin sebebi, onların çocukluklarından, anlam dünyalarını kurdukları ilk zamanlardan kendilerine kalan yegane şeyin, bu kulüpler olması. çünkü şehir hayatında her şey değişmeye, yok olmaya yazgılı.

tanıdığımız, bildiğimiz, bağ kurduğumuz mekanlar, yapılar, her şey, sürekli bir değişim halinde. küçükken kendine mesken bellediğin internet kafenin yerinde, bir sonraki gidişinde bir zincir market görebilirsin. gittiğin sinemanın yerine bir avm yapılıyor olabilir ya da.

 

neyse, konumuza dönelim. işte bu türlü sevinçlere, hüzünlere, doğumlara ve ölümlere tanık olmuş bina, birkaç dozer vuruşuyla tarihe karışacak. ondan geride, bir şekilde hatırımızda kalmış olan anılar yaşamaya bir süre daha devam edecek. o şapırdayan terliğim, çatıda yaptığımız su savaşları, kale yaptığımız binanın girişi, hepsi artık olmayan, yaşamayan bir yere ait olacak.

 

unutacağız, unutuyor ve hemen alışıyor gözükeceğiz yeni evlerimize, binalarımıza, sokaklarımıza ilk bakışta. fakat içten içe yadırgıyor olacağız, asla “evde” hissetmeyeceğiz, çünkü ev, bir maddi yapıdan bağımsızdır. bir bayram sabahı namazdan dönüldüğünde, tanıdık ve o zamanlar daha yabancılaşmamış yüzlerle dolu bir yerde, hengame içinde kahvaltı yapmaktır.

 

işte, çocukluğumda kiremitlerin tepesine çıkarak hayattaki konumumu, büyüyünce ne olacağımı hayal ettiğim, ilk gençlik yıllarımda kaçamak sigaralarımı içtiğim bu yerde, şimdi rahat rahat sigaramı içerek bunları düşündüm. sağdaki gökdelene, karşıdaki siteye, ve çarpık binalara bakarak şehrin sesini dinlerken, sigaramın bittiğini fark ettim. bu sokakta son kez top oynayışım olduğunu o an bilmiyor oluşumun tersine, bu çatıda en son ne zaman sigara içtiğimi biliyorum.

her şeyin bitmeye ve geçiciliğe yazgılı olduğunu kabul ederek izmariti çöpe attım.

 

ömer şemsi türk

Related posts

Maltepe

Yalım Aydın
8 sene ago

Yolun Başı

Kardelen Gül
4 sene ago

Başlangıçta Söz Vardı

Alperen Yavaş
9 sene ago
Exit mobile version