Bu yazımda, bireycilik felsefesini işleyen iki romanın ana karakterlerini karşılaştıracağım. Howard Roark’ı ve Martin Eden’i yazacağım.

Bireycilik nedir? Bireyin özgürlüğüne önem veren ve kendini yönlendiren, kendine yeten özgür bireyi ve benliği savunan felsefi görüştür. Toplumsal yaşamda bireyin yararları toplumun yararlarından daha üstün, daha önemli gören; bireyin hakkını savunan tutumların genel adıdır bireycilik. Kolektivizmin tam tersidir. Kolektivizm; insanların doğası gereği birbirine bağımlı olduğuna vurgu yapar. Grup amaçlarının bireysel amaçlardan üstün olduğunu söyler. Sosyal gruplardaki aidiyet ve dayanışma ruhunu savunur.

Tanımları yaptıktan sonra romanlara geçiyorum. Yazının içeriğinin romanlar hakkında bilgi içerdiğini, henüz okumamış kişiler için belirtmek istiyorum.

Hayatın Kaynağı romanının ana karakteri Howard Roark, mimarlık okulundan mezuniyetine az kalmışken atılır. Atılmasının sebebi okulun gelenekçi düzenine uygun mimari görüşe uymaması ve çizimlerini buna uygun yapmayı reddetmesidir. Okuldan atılışını umursamaz. Roark, içinden gelen mimarlık dürtülerine ve mimarlık tarzına inanarak yolunda devam eder. Kendi istediği yolda yürür. Önüne defalarca ona engel olacak insanlar ortaya çıkar. Yaptığı eserler anlaşılmaz. Tutkuyla ve içinden gelen bir dürtüyle yaptığı mimarlığı bırakıp granit taşocağında çalışmak zorunda kaldığı da olur. Ama en sonunda isteklerine kavuşur.

‘Bencil kişi, salt anlamla bakıldığında başkalarını feda eden kişi değildir. Başkalarını herhangi bir şekilde kullanma ihtiyacının üstüne çıkılmış kişidir. Onun işlerliği, insanların kanalıyla değildir. Birincil anlamda onlarla ilgilenmemektedir. Amacı da, düşüncesi de, arzuları da, enerjisinin kaynağı da, hep onların dışındadır. Bir başkası için var olmakta değildir, kimseden de kendisi için olmasını istememektedir. İnsanlar arasında oluşabilecek tek kardeşlik, tek karşılıklı saygı bu yolla olabilir.’ Hayatın Kaynağı

Martin Eden ise bir denizcidir. Kavgada yardımına koştuğu genç, onu yemeğe davet eder. Yemekte tanıştığı Ruth Morse’a âşık olur. Kitaplardan konuşurlar. Martin, Ruth için yazar olmaya karar verir. Zorlu yolculuğu başlar. Aç kalır. Kütüphanelerden aldığı kitapları okurken umursamaz açlığını. Geçinebilmek için eşyalarını rehin verir. Kaldığı odaların ücretini ödemekte zorlanır. Kiraladığı daktilonun ve dergilere yolladığı yazılarının posta pulu parasını bulmak için çabalar. Okudukça ve yazdıkça; içlerinden geldiği işçilere yabancılaşırken, Ruth için aralarına girdiği üst sınıf insanlardan da tiksinir. Ruth, onun davranışlarına dayanamaz. Yazarlıkla uğraşmasını değil para kazanmasını ister. Ama Martin yazarlıkla zengin olacağına inanır. Ruth tarafından terk edilir. Sonra yazıları editörlerden geçmeye, kitapları basılmaya ve çok satmaya başlar. Zengin olur. Ruth ona geri dönmek ister, Martin reddeder. Değer göremediği insanların, o para kazanmaya ve ünlü olmaya başlayınca yakınlaşmaya çalışması sinirlerini bozar. Çıktığı bir deniz yolculuğunda intihar eder.

‘Eserlerim daha o zaman tamamlanmıştı. Şimdi beni tamamladığım eserlerim yüzünden besliyorsanız, buna ihtiyacım olduğu zaman neden beslemediniz beni? Yok sizin, beni şimdi bitirdiğim eserler için beslediğiniz filan yok. Siz, şimdi herkes besliyor diye besliyorsunuz beni; beni beslemek bir şeref haline geldi de ondan besliyorsunuz. Sürü hayvanları olduğunuz için besliyorsunuz beni; sürüden bir parça olduğunuz için; sürünün, o kitle kafası şimdi otomatikman beni beslemeyi düşündüğü için.’ Martin Eden

Jack London bu romanında bir bireyci olarak tasarladığı Martin Eden’i sonunda intihara götürenin bireyciliği olduğunu söyler. Martin Eden geldiği sınıfı düşünmek ve onun için çalışmak yerine kendi gelişimi için çabalamıştır.

Ama burada söylemek istediğim bir durum var. Howard; kimse için değil yalnızca kendisi için, kendi istediği hayalinin ve hedefinin peşinden gitti. Mimarlık onun için içten gelen bir ateşti. Martin ise sevdiği kadını etkilemek ve zengin olmak için yazar olmak istedi. Yazarlık, onun için içten gelen bir ateş değildi. Bu yüzden Martin’in bireyci bir karakter olarak düşünmüyorum.

İki farklı yazar, biri bireyciliği överken diğeri yeren iki farklı roman. Hayatın Kaynağı ve Martin Eden romanlarını okumanızı, sizin de içlerindeki felsefe üzerine kendi fikirlerinizi keşfe çıkmanızı çok isterim.