zamansız, mevsimsiz çiçekler ekmişsin
açmaz, filiz vermez denmiş
şimdilerde büyüyüp kök salmış içime,
ellerimden ayaklarımdan kalabalıklara taşmış
bir çiçeğe dokunmak için yavaşlayan ben,
o bahçeden kaçıyordum.
bir sigara içtim, sonra bir tane daha.
bu bahçeden sadece beş adım uzaklaştım.
ağır ağır ilerliyoruz işte, acelesi yok.
önce yavaş yavaş sonra birden,
en tehlikelisi bu değil mi?
hafif görünen şeylerin ağırlığı.
uyku gibi, kanser gibi, sen gibi
kendime has hızlı adımlarımla yürüdüm,
kırmızı ışığı beklemeden
yürüyerek yeraltı çarşısından gara kadar gelmiştim.
ayaklarıma kurşun dökülmüş gibi yorgundum
karar vermiştim hatırlamıyordum
koşarken sigara yakmaya çalıştım,
aklıma geldin dengem bozuldu.
elimden düşürdüğüm çakmak ızgaranın birine girdi.
ne kadar uğraştıysam çıkaramadım,
bir taksiciden aldım çakmağı,
dört sigara içtim, elimi çeneme yaslamış gardan çıkanları izledim
beklenmedik bir şey olur diye durup bekledim
oldu
atın biri duran bir arabaya vurdu
bir ağaçtan korna sesi duyunca anladım
gerçek ve rüyanın birbirine girdiği zamanlarım olmuştu
ve yine bundan olmuştu
yusuf taş