Zamane Yalnızları

-Biliyor musun? En son biri elimi tuttuğunda Galatasaray UEFA kupasını kazanmamıştı daha. Koyun Dolly hala sekiyordu kırlarda ve ben sigaraya başlamamıştım o yıllarda. Sonra bir yüzyıl geçti üstünden. Milenyum çocukları doğduğundan beri, kimseler öpmedi beni. Taşınamayacak kadar ağırdı üstüme yıkılan çağın yükleri. O gitti ve o gittikten sonra geçen bütün zamanlar, yaşadığım hayatın sadece bir taklidiydi. Sezen Aksu dinlerken gözyaşlarımla ıslattığım cd çalarlar hatırlar o zamana dair hislerimi. Ondan sonrası, rakı sofralarında anlatılan anıların eseri. ‘’Ne kadar içersen iç, başın döner gidenler değil.’’ Demiş büyükler. Ben gideni döndürmek için her yolu denedim kendi safımda. Ama onu aramayı aklımdan hiç geçirmedim. Gurur hakkında söyleyecek pek bir şeyim yok elbet. Fakat gidenin ardından yalvarmayı değil, yas tutmayı öğrendik abilerimizden. Ağladığını kimselere belli etmemen gerektiğini. Bir zaman sonra içime attıklarım arasında yok olup gitti sensizliğim. Hatırlanacak ne bir ses, ne bir koku bıraktı arkasında. Başka kadınların yastıklarında aradım onu hatırlamanın yollarını. Başka bedenlerin kavurucu sıcaklığında yandım, kül oldum zamanla. Sevilmek fiilinin şimdiki zamanda nasıl kullanıldığını unuttum hatta. Gittiği için sinirlenmek istediğimde, aklıma girdiği o kısacık anda bile, ne için sinirlendiğimi değil, gözlerini hayal ettim sadece. Unutmak istediklerimi tozlu raflara kaldırdım. Yanıma gelse söyleyecek bir sözüm varmış gibi, birlikte olabileceğimiz paralel evrenler yarattım kendime. Arkasında bıraktığı enkaz, depremin şiddeti hakkında bütün görenlere büyük bir ipucu verdi. Küçük bir çocuk kırdığı vazoyu nasıl yapıştırdıysa uhuyla, öyle ayakta durmaya çalıştım yıllarca. Başka bir sarsıntı oluncaya kadar –mış gibi yaptım anlatılan masallarda. Bir zaman sonra, uzaklardan onu anlatan bir rüzgâr esti usulca. Zoraki ayakta duran bedenim savruldu onun getirdiği bahar yağmuruyla. Ve “… Parçalarımı bir araya getirmeye çalışsam da bilirim, benzemeyecekti bir daha bana cesedim.”

Anlatsam roman olurdu yaşadıklarımız. Ama gittiğinde ardında sayfalara sığmayacak şiirler bıraktı sadece. Farklı şehirlerde yaşayan farklı insanlar olarak kalamadık. Aynı şarkıda anımsadık belki birbirimizi, ama hiç aynı şarkıda ağlayamadık.

Biz farklı şehirlerde yaşayan aynı insanlardık belki de. Sadece birbirimizi anlayamadık.

Please follow and like us:
Mislina Bursal

Mislina Bursal

Edebiyatın popüler kültür oyuncağı olduğu bu devirde aşkını yüz kırk karaktere sığdıramayanların, bizlerin çığlığı oldu fanzinler. Benim de fanzinlerin, daha doğrusu edebiyatın içine balıklama atlayışım bundan iki üç yıl öncesine dayanır. Tumb, Karatay, Lilyum, Yazma ve Yol Üstü Fanzin’de yazmış bulunup Vamos ve Söylenti Dergi’de de şiirlerimle var oldum. H.Ü Ankara Devlet Konservatuvarı’nın lise devresinden 2017 yılında mezun oldum/olacağım. Bir elimde viyolam, bir elimde kalemimle, notalar ve kelimelerle anlatıyorum hislerimi, düşüncelerimi. Kendimi tanıtmayı pek becerememiş olsam da siz bana kısaca buraların kadrolu şayiri diyebilirsiniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir