Yıllar Önceden Gelen Bir Çaçaron Sonatı

Yan odadan zevk ve ihtiras dolu çığlıklar yükseliyor, bir cinsel ilişkinin en ateşli evresindeler. O ambiyansı bir duvar ile ayıran diğer odada ise bekar bir adam yaşıyor. Gece kuşağı kanallarını izleyip mastürbasyonunu yaptıktan sonra huzurlu uykusuna dalmış olmalı ki ses yok. Batı tarafında 305 no’lu odada orta yaşlı bir adam uyuyor. Horlamalarını koridordan duyduğumuz bu adam Sri Lanka’dan gelmiş. Akşam yemeğinde iki dakika konuştuğumuzda bana İslamiyet hakkındaki görüşlerini söylemişti. Bense böylesine çağdaş düşüncelerden etkilenip belki hemşehri çıkarız umuduyla memleket nere diye sormuştum. Sri Lanka cevabını aldığımda mesleğini de sordum. Bir bankacı için fazla paspal biriydi. Milyon dolarlarla oynadığını sanıyorum veya Sri Lanka’nın tüm gelirinin ona ait olduğunu. Ben de Myanmar’a gitmiştim bir kez, edebi tahlillerde bulunma bahanesiyle. Bağlı olduğum üniversite karşılamıştı masrafları. Pek sorgulamamışlardı.

Zevk ve ihtiras çığlıkları yerini nefret ve hakaret dolu sözlere bırakınca daha da dikkatli dinlemeye başladım yan tarafı. İnsanların cinsel ilişkilerine tanık olmak hoşuma gidiyordu. Onları en saf ve en hayvani halleriyle görmek, tasavvur etmek veya dinlemek beni mest ediyordu adeta. İçimin rahatladığını hissediyordum. Bu odada kalırken de yan tarafı dinlemek benim için bir ritüel idi, aynı iki yan odadaki bekarın yatmadan önce yaptığı aktivitesi gibi.

Bir zamanlar ben de bekardım. Sonra üniversiteye hazırlandığım yıllarda bir kızla tanıştım. Bütün hayatımı ona ayırdım, üniversiteyi kazanamadım, ondan ayrıldım. Sonraki yıl üniversiteyi kazandım. Oradan biriyle tanıştım ve onunla evlendim. Bir kız çocuğum oldu, adını önceden belirlediğim üzere Rozerin koymuştum. Buna on yedi yaşındayken karar vermiştim. Rozerin Aksu’nun hikâyesini de o zamanlar öğrenmiştim çünkü. Her sabah aynı acıya uyanıyordum o günler. İzmir’de yaşıyordum ve ülkedeki çoğu yerden iyiydi. Farklı görüşlere kısmen daha çok saygı gösteriliyordu, seçimlerde muhalifler çalışma yapmasa bile yüksek oy alıyordu. Üniversiteyi kazanıp Eskişehir’e gittiğimde beş gün içinde oraya alıştım. Kırmızı ve Siyah ön adlı otobüsler bana yabancı gelmedi hiç. Şimdiyse hala Eskişehirdeyim, ama karımla kavgalıyız. Ben de o yüzden bu çevredeki en köhne pansiyonda kalıyorum. Eğer yanda ağlayışlarına şahit olduğum kadın Serpil değilse, odanın sahibi bir hayli zararlı çıkacak bu geceden. Ve artık bitiriyorlar sanırım, benim de ilgilenebileceğim bir şey kalmadı.

Sabah olunca kahvaltıya indim, indim dediğime bakmayın, aşağı hole iniliyor burada kahvaltı için. İftar masası ayarında bir masa kuruluyor ve pansiyonun bütün ahalisi oturuyor masa başına. Yemekler yeniliyor sohbetler ediliyor ve herkes beraber kaldırıyor sofrayı. Ben iki gündür burada kalıyorum ve hiç yabancılık çekmiyorum. Sadece bankacının aksanına pek alışamadım hepsi bu.

Yemekten sonra yukarı çıkıp işe gitmek için giyinip odamı kitleyip merdivenlere yöneldim. Arkamdan birisi bana seslendi, döndüm. Serpil’di. Serpil, benim üniversiteden arkadaşım. Okuduğu bölümde iş bulamayınca başka yerlere yönelmek zorunda kaldı. İlk başta bir pavyonda çalışıyordu, sonraları barlara takılmaya başladı. Bu pansiyona düşmeden önce de şehrin en lüks restoranlarından birinde bulaşık yıkıyordu. Oradaki mazbut hayat onu kesmemiş, o da daha aksiyonlu olan bu işe yönelmişti. Ve şimdi karşımda duruyordu. Bana bir şey söylemesini bekliyordum.

“Efendim Serpil?”

“Nereye gidiyorsun?”

“İşe”

“Üniversiteye mi?”

“Evet”

“Beni de götürür müsün?”

“Olur”

Fazla üstelemedim. Serpildi bu, benim tüm hayatımda gördüğüm şeyleri sadece son iki günde görmüştü. Eğer dün yan odadaki oysa, benim görmediklerimi de görmüştü. O an kendimden utandım işte. Ha yok, arkadaşımı bu hallerde düşündüğüm için değil, o inleme seslerinden arkadaşımı ayırt edemediğim için.

Bir de Asuman vardı, bu ikisi beraber takılırlardı. Sonradan bazı muhabbetler olmuş, Asuman çok sık maddeye takılırdı, bir gün polis bulmuş cesedini, annesi hiç umursamamıştı. Babası zaten yoktu. Asumanın annesi, uyuşturucu kullanıp orospuluk yapan kendi kızındansa uyuşturucu kullanmayıp orospuluk yapan Serpil’i daha çok seviyordu. Asuman konuştuğunda “Sus, orospu!” diye bağırıp tokadı basarken, Serpil konuştuğunda ona “Kızım” diye hitap ediyordu. Bunların hepsini Serpil’i beklerken düşündüm.

Serpil indiğinde havadan sudan konuştuk, zaten okula kısaydı yol. Personel otoparkına girip arabamı bıraktım. Serpil’in inmeye pek niyeti yoktu.

“İnmeyecek misin Serpil?”

“İneceğim.”

“İn de arabayı kapatayım kızım”

“Tamam iniyorum”

O indiğinde zannediyorum kantindeki dayı da tostları makineye yeni basmıştı. Tüm blok mis gibi sucuk kaşar kokarken Serpil’in koluna girmiş, onu yürütmeye çalışıyordum. Resmen ayakları geri geri gidiyordu. Neden okula gelmek istediğini anlamamıştım. Kantine götürüp oturttum onu, oradaki dayıya da tembihledim çıkmasın diye. Birkaç işimi hallettim, sonra kantine gelip Serpil’in karşısına oturdum.

“Neden böyle oldun, iyi misin?”

“Hayır, hiç iyi değilim. Yaşadığım bütün olayların sebebi bu siktiğimin okulunu seçmem mi yani?”

“Hayır, böyle düşünme. Yaşadığın bütün olayların sorumlusu sensin, kendin. Bu okul kimseyi hayat kadını yapmak için açılmadı.”

“Neden bu kadar sert konuşuyorsun, ben sana ne yaptım?”

“Sen bana bir şey yapmadın kızım, sen kendi hayatını siktin attın. Senin olduğun lağım çukurunda kalıyor olmam da benim hayatımın boka sarıyor olduğunun göstergesi.”

“Eskiden böyle kırıcı değildin”

“Ben eskiden de gerçekleri söylüyordum, demek ki gerçekler canını acıtmıyormuş o zamanlar”

Bu cümleden sonra sustum. Üstüne çok gittiğimi fark ettim. Başını öne eğdi. Serçe ve baş hariç üç parmağımla çenesine temas edip, başparmağımla yanağını okşadım.

“İyi misin?”

“Beni geri götürür müsün?”

“Hadi, gel”

Pansiyona geri döndük. Akşam yemeği için sofra kurulmuştu. Patrona selam çakıp bankacının yanındaki yerime kuruldum. İşleri iyi gitmişti herhalde ki masayı donatmıştı bugün. Her zaman içtiğimiz ve yetmişliğine kırk beş lira verdiğimiz rakıdan farklı bir rakı vardı sofrada. Sırtını sıvazladım, içkiler için teşekkür ettim. Bir gün toplantılarından birinde bulunmak istediğimi söyledim ona. Ertesi gün için sözleştik. Serpil ise arada kaçamak bakışlar atıyordu bana. Gözleriyle iki yan odada kalan bekarı işaret ediyordu. Anlam veremedim. Daha doğrusu mevzuyu anladım ama Serpil’e yakıştıramadım. Daha da doğrusu Serpil’e de yakıştırdım ama bunu kendime itiraf ederken epey zorlandım.

Yemekten sonra odalarımıza çekildik. Yan odada herhangi bir hareket yoktu. Bankacı house tarzı müziklerle büyük ihtimal esrar kullanıyordu. Sorgulamadım. Ahlak bekçisi değildim. Altı üstü bir üniversitede araştırma görevlisiydim. Bir fahişenin bu sabah üniversiteye girmesi suçundan suçluydum. Beraatim olanaksızdı. Rektörün kulağına gitse neler derdi? Büyük ihtimal yatmak isterdi o kızla. Ama bunu üstü kapalı bir şekilde söylerdi. Çünkü aldıkları üst terbiye bu işe yarardı. Yani bir sikime yaramazdı bu kademedeki adamların aldıkları eğitim. İşleri güçleri uçkurları ve seks kasetleri idi. Kim kiminle yatmış, kim çocuğunu aldırmış bunlar konuşuluyordu galiba toplantılarında. Üniversitenin ilerleyemeyişi bu yüzden olmalıydı. Bankacı ise müziğin bokunu çıkarmıştı. Odamın kapısını açıp ona doğru yönelecektim ki koridorda bir kapının uzantısını gördüm. Bu, iki yan odamın açık olduğu anlamına geliyordu. Hemen oraya yöneldim. İçeride iyi bir dövüş vardı. Ama seyredemedim. Midem kaldırmadı. En yakın arkadaşlarımdan birinin nakavt olmak üzere olduğu bir dövüşe müdahale etmeden duramazdım. Rakibine bir sol kroşe çakıp Serpil’i ringden aldım. Ve o gece benim odamda o yattı, bense dışarıda bir banka kıvrıldım.

Sonraki gün gitmedim. Daha sonraki gün de gitmeyecektim pansiyona. Karıma da hiç yazmamıştım, kızımı da ne zamandır görmüyordum. Kızımı aramayı tasarlarken okulda olduğunu fark ettim. Tam o esnada kapım çaldı, bir adam girdi. Adam tanıdıktı, iki oda yandaki bekar gelmişti. Odamda yrd. doç. vardı, bir makale üzerine konuşuyorduk. Adam girdiğinde çıkayım mı dedi yrd. doç., gerek olmadığını söyledim.

“Dün geceki kızın hak ettiği bu, iletirsin diye getirdim.” deyip paraları masanın üstüne bıraktı. Gözümle üç yüz saydım orada. Ama bu densizlikti. Serpil o kadar pahalı mı diye düşünmekten kendimi alamamıştım. Ayağa kalkıp adamın yüzüne baktım. Sonrasında da kafayı koydum suratının ortasına. Bir daha hiçbir orospuyu göremesin istedim. Aklında hep Serpil kalsın, aynaya her baktığında hiçbir şey göremesin ve Serpili hiç unutamasın istedim. Yere düşmüştü. Kaldırdım, bir daha vurdum. Yrd. Doç. sandalyesinden kalkıp kollarımdan tuttu beni. Bayılmışım.

Please follow and like us:
Yalım Aydın

Yalım Aydın

Belirli bir hayat kalitesinin üzerindeki insanlara fazla bir şey vaat etmiyor olsam da 2015’ten bu yana edebiyat ve müzik alanındaki çalışmalarımı fanzinler ve dergiler aracılığıyla paylaşıyorum. Bugüne kadar Sokak Edebiyatı Fanzin, Kopya Fanzin, Solo Fanzin, CosmicZion Zine, Ekinoks Fanzin, Aykırı Karga Fanzin, Mavera Fanzin, Çığlık Fanzin, Giyotin Fanzin, Geyik Fanzin, Mevsim Fanzin, Firar Fanzin, Lemur Dergi, Porsuk Dergi, Gece Dergi ve Söylenti Dergi’ye katkıda bulundum. Bence sokağın, sokakta yaşanılanların veya yaşayanların edebiyatın dışında bırakılabilmesi veya onların edebiyat dışında kalması imkansız. Bu yüzden yazmaya, edebiyatla uğraşmaya ve uğraşanlara dayanak olmaya hayatım boyunca devam edeceğim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir