Uyanış Ve Uyuyuş

(İhtişamlı yelkenlerinle kara kara masallar anlat bize süt çiçekleri!
Yelkovanına dokun Tocopilla’nın ve zehrini akıt yengecin.
Pir’in sazını, Bedrettin’in sözünü çal!
Kör parmaklarından damlayan keçi kanları,
Poe’nin tırnak batımlarına adansın ve omuzlarında sakat atlar taşısın…
Mekanik baykuş türküleri,
İklimlerinde ‘e’ harfinin sansürlendiği Perec imgelemleriyle,
Tebrizi bebek,   ahududulu ve kanatsız bir Rimbaud melek yaratsın…
Ucuz insanların, ucube alışveriş öykülerine dair bir psikoloji seyrinde,
Yarım yağlı süt kutularının son kullanma tarihleri (Dünyanın memelerine yolculuk – Verne ve Jules. Adlı eserinde.) Yalnızlık elbiselerinde;
Maymun iştahlı çingeneler,
Nazi ve yedi, sekiz, dokuz cüceler doğur bize!)

Uyanış/

Mezarında yürünüyormuş hissine kapılmak, ölmekten daha ürkütücü değil midir? Tatlı bir uykunun en bölünmez ve tükenmez saatlerinde matematiksel tablolardan hallice zihin betimlemeleri ve tiz çığlıklarla uyanmanı sağlayan, bağımsız renkli haritalardaki kusursuz amaçlar ve öngörülmemiş acılarda ki sinsi pazarlıklar olamaz mı? Kâğıttan kondomlar uçuşuyordu bize dair tüm sevişmelerde ve gözyaşları yoksul ve çıkmaz sokaklarda devrik cümlelere hapsediyordu bizi. Sonsuza duyduğum acı, bir aşığın yazgısındaki gizdir. Ve bahşedilmiş tüm cennetler, ellerinle eşelediğin ve düğümlediğin topraklarımda terleyen avuçlarının özlemi ve öznesidir.

Ve/

Korkarsan gölgelerinden, suretlerinde binlerce hayalet maskesi bir kâbus olarak seni beklemektedir. Kırılmaz alışkanlık zincirleri, varoluş mimarları ve hassasiyet yoksunu yapıları da sana eşlik edecektir. Ne tekil yalnızlığına izin verecektir, ne de devingen toplumsal tiratlarına…

Ötekilerin postane görevlisi;

‘’Ben’’ diyecektir (eksik ve yoksunluğun ön betimlemesi olarak) birleştirmenin ve kavramanın sihirli sözcükleri ve kokuşmuş yıllardan arda kalan siyahını yitirmiş kızıl bir şarabın, sesi, sözü, rengi, zevki ve tecrübesiyim. Yalnızlık mahzenlerinde eksiğim ve bir o kadar bencilim.  Maddenin çağrışımı ve mistisizm öğretisiyim. Genelleme bekçisi ve akademik unvanların hipodrom hakemi yani. Yeteneksizliğin kulvarlarında ağlamakla meşgul sirk maymunlarının ve muhtelif muhalif tüm ötekilerin metelik dilenimi ve anaç mekaniği… Önsözleri 21’e dair tüm coğrafyaların yetkini, cezai işlemleri ve hâkimiyim. Geleneksel tüm kategorilerde insanın, bir yaşamsal karmaşa ve kaosun şefiyim.’’

Kuyuların peygamberi Rahime’nin buyruk ve serzenişi;

‘’Hastalıklı köpekleri aşağılayın ve tekmeleyin. Onlara; hastalıklı bir yalnızlığa sahip olmadığını ve olamayacağını haykırın. Absürt yazgıların ve küfürlü jargonların da varoluşları ve ikilemlerinin ‘’’’bize dair olduğunu hatırlatın.’’’’ Afilli tekerlemelerin, klişe ve klasik dönemlerin, yeraltı ve yerüstü çöplüklerinin, bir nesne olarak Mecnun istidadının ve Leyla’nın feminist ölçü ve yaklaşımlarının içini boşaltmakta, doldurmakta yalnız bize özel bir özgünlüktedir.  Dört elementin ateşkes ilanlarında adımız geçmese de, bilinçli ve akılcı bir tercihin sonucu olduğunu bilmelisiniz. Bizler, yalnızca maske ile ilgileniyoruz. (yani birey tamlaması ile) Söylemler, yüzeyler ve detaylar pekâlâ konusu olabilir ve süzülebilir sanat ve felsefenin ucuz madencilerin parıltılı emeklerden ter damlaları ile alınlardan ve ak yelkenlerinde beyaz kâğıtlara aktarılmamış yazılarından yoz karanlık geçitlerin çıldırtıcı bilinmezlerine… Tükeniş çığlıkları atacaksan bir melodi olmasına ve özerkliğinin bizim kuyularımıza sarkmasına izin vereceksin. Hoyrat sevişmeler betimleyecek ve kalbinin ışıklarını söndüreceksin.’’

Çocuk sesli, şair ve eylem bilinci ile muhteşem bir marki Phenex;

‘’İhtiyacımız olan kusursuz bir zihin ve beden örneği değildir. Katkısız ve kimyasal madde bileşenlerinden uzak çöl kumlarındaki değirmenlere karşı atılan kılıç darbeleri, kapı eşiklerinde ömrünün, sembolist şiirlerin yalın ve tekin çözümlemesinden ibaret olmalı. Duyabiliyorsam seni, ne kulakların, ne de ruh çıkmazlarındır sebebi. Rüzgârla dalgalanan baharın saçlarından kalbine saplanan sezginin ve duygusunda onulmaz bir merhametin kanatan ve kanayan akışkanlığıdır. Mavi denizlerinde gözler barındıran kadının şiddete ve kendine mektup yazmasına varacak yönelimine dair umut ışığıdır.

Uyuyuş/

Tebessümlerle karşılandığım ölü sevici bir sirk masalında (ışıksız ve köhnemiş odalarında yeryüzünün) yeşil gözleriyle yavrularını kucaklayan kuzgunlara bak derim. İskambil kâğıtlarında resmedilmemiş pervaneler, kahve tiryakisi çelimsiz ve siyahi bir kadının kollarıdır. Tanıdık yüzlerde aranan kirli sularında parıltı, aynalı tuvaletlerde uyanan sarhoşların kafa karışıklığıdır. Toplum- üst katlarda bir değer biçemiyle dekore edilmiş aile salonlarında belirir ve itina ile akşam yemekleri söylenir. Geceye doğru, birinci tekil şahısların vatkalı ve ütüsüz benekli gömlekleriyle, seyirciler-alkışlar-cilalı sahne perdesi ve açılış… Anadolu-caz, sevimli hayalet Casper ve diyar-kanlı-hicaz, savaş tanrıçası bedelli İlyas, Kübrick-87fullmetaljacket aslanları-tank kahramanları, katarsis-hayvan barınakları, rakı kadehlerinde sosyalist Kadıköy akşamları, am-meme-kol-bacak-kulak oyuncakları, radyo ve televizyon frekansları kolordu başkanları; gez-göz-arpacık, buzdolabı karları, hışırtılı, cızırtılı… Haz ve federal orgazm anayasası… Bandrollü, hastalıklı, ucu ıslak sigaraların kirlenmiş çarşaflarda, bozuk İrlanda aksanları, natüralizm, siyahlık, beton yastık, kokuşmuş, leş kargalarına afiyetle sunulmuş, rivayetler unutulmuş. Vasata indirgenen, vasat bir sıfat gönlü saf model sufilerin mirası; süslü âşıklar ve inşaat kalasları, Don Juan’ın pervaneleri ve insanlıkla imtihanı. Göz arpacıklarında yağmur bulutlarıyla meşhur bataklıklar şehrinde, yatılı okul göçmenlerinin batık gemilerinde ve körebe oyunlarında bir öğle vakti intihar seyrinde buğulanan, buz kesen, ellerimiz-ayaklarımız yalnızlığa kazınan. Mor halkalarında ölü göz çukurlarından sevişme çığlıkları duyulan. Söylemler; salgın bir hastalık bu! Dikkatsizlik; meydan okunacak, işaretlenecek ve sökülecek parmak uçları. Gök siperlerinde yankılanan mavi megafonlar ve ucube aşk ilanları; haykırışlar ve su perileri; sevgisizlikten kuduran insan ve oğlu ve kadınları.

Please follow and like us:
Türkeş Kurban

Türkeş Kurban

Sizi yazıyorum. Birinizi değil hepinizi, hepimizi… Tüm elbiselerden sıyrılıp çırılçıplak oturdum, kalem elimde neşter, vicdanımı kesmekten ve yazmaktan başka bir şey gelmiyor elimden. Yazıyorum ve balıklara atıyorum…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir