Şarlo’nun Söyleyecekleri Var!

Siz makine ya da hayvan değil, insansınız! İnsanlığın sevgisini yüreğinizde taşıyorsunuz! Nefret etmeyin! Sadece sevilmeyen ve normal olmayanlar nefret eder

Evet, bundan tam tamına 75 yıl önce gösterime giren mükemmel bir filmin mükemmel konuşmasından alınan bir kesiti paylaştım sizlerle. Charlie Chaplin ve onun Büyük Diktatör’ü. Bu filmle ilgili elbette sayfalarca duygularımı yazabilirim sizlere ama ben şimdilik bu cümlemizi incelemeyi daha uygun görüyorum sebebi de şudur: 21. Yüzyılın ilk çeyreğine yaklaştığımız şu zamanlarda içinde bulunduğumuz toplum hala insan olduğunun farkında değil-kendini makine ya da hayvan sanıyor/sandırılıyor- hala insanlığın sevgisi yeteri düzeyde yüreklerde taşınmıyor ki günümüzdeki Ortadoğu, terör olayları ve durmak bilmeden akan kan bunun en büyük şahididir ve maalesef ki hala nefret insanların içinde taşıdığı en güçlü duygu.

Peki biz nerede yanlış yaptık? Chaplin’i yeterince dinlemedik mi yoksa? Hayır. Yanlış yaptığımız nokta gün geçtikçe kavramların içinin boşalması konusuna müdahale etmemizdi. ‘insanlık’ bugün hala tozlu raflarda bir kavram olarak duruyor, yanında ‘Centilmenlik’ ve ‘Kibarlık’ da var tabi ki. Peki nedir bu ‘insanlık’ sokakta gördüğümüzde alkışlamamız gereken bişey mi? Sahibi az mıdır insanlığın, özel bir kavram mıdır? Bunun cevabı da tabi ki hayır. İnsanlık: doğumumuzla birlikte içimizde var olan sadece ve sadece insan olduğumuzdan ötürü insanlara duyduğumuz sevgidir. Altını defalarca çizerek söylebilirim ki doğaldır, yarattığımız yapay kalıplara sığmaz. İnsanlık öğrenilmez çünkü zaten içimizde vardır tıpkı kibarlık ve centilmenlik gibi. Şimdi bu noktada bana ‘Hayır yanılıyorsun, bu kavramları ve anlamlarını bize toplum öğretmiştir’ diyebilirsiniz. Bu durumda da size cevabım bazı şeyleri isim ve anlam olarak bilmesek de içimizde taşıyabileceğimiz olur. İnsanlık nedir? Kibarlık ve centilmenlik nedir ? Hepimiz tanımlamak zorunda değiliz ve zaten tanımlayamayız da fakat şu önemlidir ki bu kavramları hepimiz içimizde taşırırz (Bazen saklasak, göstermesek bile).
 ‘Hayat yolu özgür ve mutlu olabilir, ama biz bu yolu kaybettik. Hırs insan ruhunu zehirledi, dünyada nefretle dolu barikatlar kurdu, kan dökme ve acının içine sürükledi.’ Diye devam ediyor konuşmasına Chaplin. Aslında adını komedi ile duyurmuş bir aktörün böyle bir konuşması olması bazılarımızı şaşırtabilir. Bunun bir ironi taşıyabildiğini düşünebilirler ama şunu unutmayalım ki komedi ile dram daima iç içedir. İkisini bazen birbirinden ayırmak o kadar zordur ki bir dramı komedi, bir komediyi dram sanabiliriz. Mesela yine bir Charlie Chaplin filmi olan Modern Zamanlar’a bakalım. Bu filmin türü her yerde aynı yazar: Dram ve komedi. Modern Zamanlar dramdır dersek komedi ağlar, komedidir dersek dram küsüp kaçar. Bu sebeple en doğrusu ikisinin birlikte olması ama artık konumuza dönsek iyi olur.
Hayat yolu gerçektende özgür ve mutlu olabilirdi eğer güç bu kadar ölümcül ve zehirli bir olgu olmasaydı. Mutlak güç sahipleri (Ya da şöyle açık açık diktatörler diyelim) insanlık, hoşgörü ve kardeşlik gibi kavramları çöpe attılar; kendi hırs, nefret ve açgözlülüklerini bütün dünyayla paylaştılar. Güzel vaatlerle başa geçtiler, hiçbirini yapmadılar. Bugün karşımızda insanlıktan bihaber bir toplum var ise bunun en büyük sorumlularından biri de diktatörlerdir! İnsanoğluna hiçbir zaman almak istemediği bir miras bıraktılar. İster toplama kampları diyin ister kaçak saraylar! Bunların hala akıllarıda veya yeryüzündeki varlığı insanın sahip olduğu saf ruhunu zehirliyor.
Ama unutmayın gelecek o kadar karanlık değil. Yarınlarını bizlerin inşaa ettiği dünya çok daha güzel olabilir. O dünyada insanlık, kibarlık ve centilmenlik esas duygular olabilir. Unutmayın ‘İnsanların nefreti geçecek, diktatörler ölecek, halktan alınan güç tekrar halka iade edilecektir’ diyor Chaplin. Bu sözlerle büyüksün Chaplin, hatırlattığın için teşekkürler Chaplin.
Alperen
Please follow and like us:
Alperen Yavaş

Alperen Yavaş

İyi günler genç beyler ve bayanlar, size kendimi tanıtmam gerekirse 99 doğumlu, edebiyatla ilgili ve çevresindeki çoğu şeyi anlamlandırmaya çalışan bir beşerim. MDF adlı güzellik benim okurluktan yazarlığa geçişimdeki ilk ciddi basamak oldu. Sonradan gittikçe büyüyen ve internet sitesine de kavuşan bu fanzin benim kendimi anlatmamı sağlayan en güzel yer.aslına bakarsanız genele dair düşünebileceğim yaşlara geldiğimden beri kafamda sürekli bir çark dönüyor ve bu enerjiyi de diğer insanlara aktarmak istiyorum. Son olarak burası inanıyorum ki burada benim kendimce uydurduğum “tanıtıcı kelimeler”e hiç muhtaç bırakmayacak, kendi karakterimi üstüne işleyebildiğim yazılara ev sahipliği yapacaktır. Eh, o zaman da gelip “lan bu da ne saçma biyografiymiş haa”dersiniz olur mu?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir