SAĞANAK YAĞMURDA EYLÜL BELASI

I.

Sakat’ın götünü elledikleri bardan yazıyorum.
 
Dövmüşler seni, dövülürken yanında olmalıydım.
Kimseyi takip etmemenin uygar Allah tripleri sayıldığı bu yüzyılda, girdiğim eskort rolünde Kasımpaşa’dan ayaklarını okuyorum
Bir Şey olmak istiyorsun.
Yıkılışını da görmeli devran, sen bu dünyaya Bir Şey olmak için geldin
kasketin kapanık önünde
Kafamı çarpıyorum mermere * Ritalin’i serbest bırak

#Yatır üzerinde tepişilen düğün#
Bitiyor ardın atayor da tutamayorum, kinin antremi yoruyor
Enerji vermeye hazır & nazır gıdalarım
#Yangınlarından habersiz bir orman#
Hazırım.

II.

Ayı’nın belasını derince bulduğu bardan yazıyorum.

Üzerimden kalkacağını düşündüğüm yükün altında ezilmiş halde
havaya sıktığım kurşun bedenime isabet etmiş herhalde. Reddediliyorum;
haklısın.-
haksın.
Üçüncü sarı sayfalar, iradem yağmura kiralıktır.

Almanya’dan sırıl oğlum gelecek
sabah kahvaltısında deşileceğiz
çünkü sıklam ucuza veriyorlar onu.
Çekmeğe bıçağa saksafon sanki sidik sarısı gece;

Annem de beni böyle şerefsizin teki olayım diye doğurmadıydı zaten.

III.

Gece’nin rezillik çıkarıp gecemize sıçtığı bardan yazıyorum.

Önce sen vardın, sonra altın dağlar ve Alman denizkızları
(yalan söylüyorum onlar yoktu)
yosunlarla kamufle bir taş –Neyden saklanıyor?
Ölü balığın derisinde kırılan ışıktan alınma estetik haz
(ayağımla kaldırıyordum kumları)
hayatta kalma içgüdüsüdür.

Perdeleri kapayınca, saat hep aynı.
Oysa çamur akıtan iki musluğun
birbirini temizleyemeyeceği hakkında konuştuğumuzu hatırlıyorum
olan fayanslara oluyor
Bathroom sex bir milliyetçi düşüdür
hadi itiraf et bugün gereksiz komiğim
komik yüzüm
Milliyetçiliksiz***
Vicdan,
yastığımla başım arasına gerilmiş
dikenden tente
zehirleyebilir
Yoktur sana haybeden yedi yıl bağışlayabilecek bir aplikasyon
Kitaplar ki yazmayacak bizi
Şansın da sana küsecek yakında
DNA’mı beyazlatmalısın
Beklemeyin –
Haber de ölü ulak da
IV.
Gecenin köründe güneş gözlüklerimizi çıkarmadan oturursak kimsenin bizi tanıyamayacağına inandığımız dört bir yanı tasarım faciası bardan yazıyorum.

Zedeliyici aşklar kuvay-i milliyeyi andırır sevmegilim,
tehlike anında birden ortaya
sonrasında raydan çıkarlar.

  • Bak mesela Burak abi edebiyatla ilgilenmiyor çünkü ona çok saçma geliyormuş. Sizin yazdıklarınızın hepsi belirli ruh hastalıklarını barındırıyor ve o bunların hepsini anlayabilecek kadar bilgili, müthiş bir adam. Neden yazdıklarınızı okuyup duygulansın ki?
  • Sokayım Burak abine.

 

El havlusu, kurulan. Al bira, iyi gelir. Gelir mi? Gelir.
Sırılsıklam ve yusyuvarlak,
Bir daha gelmeyeceğim.

V.
Mevsim bilgim halen zayıf, yapraklarını erken döken bardan yazıyorum.
Yazıyorum, okuma

Ne güzeldi elin
G ü z  ve  e l i n
Senindi.

Bilemezdi kimse sen ki –Neyden saklandığı bilinmeyen, dünyanın yanımda uyurken
düz olduğunu anlatmayı.

…oysa biliyordum da söylemiyordum.

Açılmayın –
Doktor da değilim
yara da

Adem’den karaya kızıl
çıkıyorsun sudan yine balık kalıyor
yakala son vapuru
Evdeki hesap hiçbir yere uymaz artık.

Please follow and like us:
Suhan Lalettayin

Suhan Lalettayin

contempoetry, reagent&experiment.

SAĞANAK YAĞMURDA EYLÜL BELASI” için bir yorum

  • Avatar
    21 Aralık 2017 tarihinde, saat 18:17
    Permalink

    Ben bu mecraya Bir Şeyh olmaya geldim. Nefretime muhatap olsan da en sadık mürdinim, ey Şeyhim senin yerine talibim.
    Ben barlardan yazamıyorum. Salonumun ortasından, doğalgaz kesintisi ve süt kesilmiş musluklardan aktarıyorum. Duyuruyorum:
    -Sen yırtık pırtık el yazmaları topladın, bense sana intihar kokulu intihaller hazırladım!

    “Dişilere özgü sığlığının, ufuklara doğru sınırsızlığına” katlanamıyorum. Tarikatımda “yek dut” ve tek dua: Balık burcu oğlunu kaybetsen de pullarından ördüğün yataküstüne serili son kreasyon elbisen.

    Kötü filmdi ulak, belki de hakikaten ölü. “Uzayor üç sayfa gastene damlayan kan gölü” Heralde arketipik cinayetin de yer alır Herald’da.

    Sen mevsim bilmez hokkabaz, ben Kayra’nın mevsim olmayan mekanlarından yazıyorum. Açılmak bir yana(?), sende şifa ne gezer hergele(!), çekilmem bile kenara. Bilirim sen Boys Anılar’dan da iltihap bir yara.*

    Ancak Habil uyduramaz evdeki hesabı mezara. Sen balık gözlü küheylan, hele bir bak sönük yaldızlı pullarına bir de benim içi dolu yıldızlarıma:
    *https://youtu.be/t9XtHWMlrQc?t=1m45s

    Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir