eskiden gördüğüm bir rüyaya benziyorsun, belki de dün geceki.

Rivayetin saplanıyor her nefes alışımda, benim rivayetime

BENDESİN HALA, -MİŞ GİBİ

kaybettim hakkındaki söylentileri, kulaklarımdan düştüler, kulaklarımdan çekildiler. zorla.

Benim sahip olduğum şeyin bir sonraki seviyesi hastalık -mış. Böyle dediler, ben de inandım. Sana inanmaktan çok daha kolay olduğu için. Yeşil tablet, günde iki defa, bol suyla.

Gördüğüm rüyaları yazıyorum, eski bir deftere. Özenmeden. Hatıraya saygımdan. Ten günlüğü, ter günlüğü, sesinin günlüğü, hala duyduğum. İÇİMDE TAŞIDIĞIM TEK ODA SENSİN.

7 OCAK 2017: C ile tanıştığım binada önüme belli aralıklarla beyaz kağıtlar koyuyorlar. O kağıtlara insanların bildiği adımı, biyometrik fotoğrafımla bir dikdörtgende buluşmuş, yan yana durmuş adımı yazmasam seni ölü sayarlar. Benim ağıt bıraktığım yerlerde birileri sigara içmiş, izmaritleri muhabbet kuşlarına ya da ekmek kırıntılarına dönüşmüş. Rüyamda ölü vardı. İki kadının ortasında kalmışsın, kadınlardan biri de ölü. Sanmıyorum ki bir başkasına bu denli BEN sarf edebileyim. sana ne kadar kendimi yaktığımı asla duymamışsın.

Uykuda döndüm, şimdi daha zifiri bi aydınlığa bakıyorum. maskelerinden birini görüyorum. cin tonik kokuyor, rezil sarhoşsun. Yokluğunun çok aylık bir müsveddesi var. uyku değil sanki yattığım her şey bir ölme nöbeti. Hiç sonu gelmeyen bir matine sanki bu, açık hava sineması. seni başka bir hayatta, başka bir şehirde başka bir odada başka bir evde, kendime ezberlettirmiş miydim? Telefonuma bakıyorum, bir veya iki veya üç yeni bildirimim yok. Balkonsuz bir evde, balkondan atlayarak intihar eden bir kadının yazdıklarını okudum – seninle yaşadığımız şey de bununla paraleldi.

seni öyle çok okudum ki, başka sancıya saptırabileceğim bir yolum kalmadı.

MAN O TO çalıyor kulağımda, açık kalmış. benzerini yazmak isterdim sana. biz artık benim kurgumuz. kurguyuz sadece, kimsenin içselleştirmediği.

bir perdenin arkasına sığınmışız, bi sen bi ben

vakit gündüzmüş, gün neymiş, ne sen bilirsin, ne ben

elimiz tek, yüzün bende, nefesimiz seyrek; sen ve ben, ben deli olmuşum seni seyretmekten

bi ses, odamı en çok meşgul eden

bi ten, ilk dokunduğum

..

zırvazırvazırva. kalem oynatmak istemiyorum sana.

 

 

  • rüyanın sondan üçüncü saniyesi

 

defalarca öldürüp, soğuğa veya sokağa bıraktığımız kızın bana kendi adını takması hiç uzun sürmedi. içimde onun isminin geçtiği şarkılar çalınıyor. rahmimde yaylılar var. gidip geliyorum. gidip gelemiyoruz, çünkü yerinde bir boşluk zonkluyor. çoğul değiliz, karşılıklıyken dahil.

 

 

 

  • rüyanın sondan ikinci saniyesi

 

kış geldiğinde, kalbini açık bırakmayı unutma. saat sekize geliyor, ben sana düşkün kaldım. düştüm ve kaldım. kalkamayışımın faili güya meçhul. Sen yanılsamanı al ve yokuşu çık. ben artık sadece köprü altlarını ve siyah kedileri kendime uğurlu bellerim.

 

 

  • rüyanın sondan birincisi

 

beklediğim kapıyı kapamışlar.

her sabah beşte inatla bi masala yeni baştan başlıyorsun.

öyle olması imkan dahilindeymiş gibi, dünyanın en yaşlı adamına

aşık olduğunu,

o adamdan önce adının daha uzun, daha takatli, heybetli

saçlarının daha gür olduğunu

kendisinin de, mitolojide yeri olan kadınlardan olduğunu

bağırıyor da bağırıyor. yetti.

aklını öldürmüş.

 

kim dünyanın en güzel acısını – ağrı sızısını

bana sunup da karşılığında bu kadar ince elenip sık dokunmuş

bedeller, evler istiyor.