Otel Odalarından Şehre Doğru Koşardık Biz…

 

Şirin bir kentin uykusuz bir otelinde,

Dünyaya açılan kocaman penceresinde,

Eşyanın tabiatı, yalnızlığı ve insan ilişkisi üzerine,

Psikolojik ve dramatik bir romanın seyrinde,

Çocuksu ve şen kahkahaların yankılanıyor hala beynimde.

Radyo frekansları ve kolluk yelkenleri ile spritüel bir bakış açısı yakalayan, toz avcılarının çam ağaçları ve yosun kokularının tam ortasında yer alan bir orman arazisinde,

Beş ile on metre derinlik arasında bir ağacın kovuğunda köhne mezarımda beklemiyorum artık seni.

Tutunacak ve ölü toprağımı üzerimden atacak hiçbir nedene de sahip değilim, ki bunu en iyi sen bilirsin…

Göğe bakma duraklarında kimsesiz bir maktülken, büyük bir sevinçle aradığım celladım nerede?

Bizim Cemal’in balkonundaki dünden kalmış çay bardaklarının içinden bakıyorum sanki dünyaya ve

Nicedir, boşlukta bir terminalde küfürler ediyor ve tükenircesine sigara içiyoruz aşiyanda, ediple ve abi ile…

Varoluşun kabuğundan nasıl sıyrılır? Diyorum ona,

Nerede unutur insan kendini?

Ve yorulmaz mı sinsi bir yılan her gün deri değiştirmekten?

Şimdi, hiç de sevimli olmayan bu kentin bilinçsiz ve ruhsuz insan sağanağına bir yağmur bulutu gibi yağıyorum desem,

Yakışıklı ve ruhsal vicdan-i reddini tamamlayamamış içi boş tebessümlerin tam ortasına bıraksam seni, büyük bir memnuniyetle, usta bir terzi edasında diksem vicdanını teker teker…

Onarılmış bir özgürlüğün en saf hali,

Boşluğun merdivenlerine adım atmaktan ve yel değirmenlerine kılıç sallamaktan başka ne işe yarayabilir ki?

Peki, şunu hala hatırlıyor musun?

Kirlendikçe kalplerimiz daha bir yükseliyordu şehirler,

Uzanırdık gökyüzüne ve tutmak isterdik iplerinden yeryüzünün,

Kalabalık bir insan sağanağı her çarptığında yüzümüze,

Korkardık ve sarılırdık birbirimize…

Bilinmez bir dağ evinde yakılan şöminenin önünde, balkabağı ve bir Turgut Uyar dizesi eşliğinde yeni bir tarihi ve yılı karşılardık.

Barış komiteleri kurulmadan ve ideoloji faşizmine kurban olmadan hemen önce,

Anılar için yeni, mutluluk için oldukça eski bir masalın sonunda,

Otel odalarından şehre doğru koşardık biz…

Hiç yazılmamış bir masalın ritüel halindeki riyakar rivayeti eşliğinde,

Belki demeyeceğiz ve kuşlar da geçmeyecek üstümüzden

Şarkılar popüler kültürün kurbanı olacak,

Okunacak romanlar yazılacak ve aşık olunacak her kadın kendi şiirinde yer alacak.

Yalnızlık ciğerlerini solduracak ve açılacak pencere,

Yazacaksın ve daha fazla kanayacak kanatların…

Hepsi bu ve daha azı.

Please follow and like us:
Türkeş Kurban

Türkeş Kurban

Sizi yazıyorum. Birinizi değil hepinizi, hepimizi… Tüm elbiselerden sıyrılıp çırılçıplak oturdum, kalem elimde neşter, vicdanımı kesmekten ve yazmaktan başka bir şey gelmiyor elimden. Yazıyorum ve balıklara atıyorum…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir