Ölüler ve Yok Olup Gidenler

Ah Menekşe!
Aklıma çimlerde yattığımız günler geliyor deniz kenarında, asıl yalnızlık ondan sonra
başlıyor.
Gecenin bir vakti yağan kar bozuyor yıllanmış sessizliğimi.
Sana döktüğüm gözyaşıyla Ankara’dan İstanbul’a yüzdüreceğim gemiler geliyor aklıma.
Biliyorsun Menekşe, bir takım padişahlar yanımda baya halt ederler.
Otobüs yolculuklarında camdan dışarıyı izlerim,
Aklıma hep sen gelirsin.
Geçmişi geride bırakıp geleceğe gidilen şimdiler diyarında anlık görüntülerin heyecanıyla
çarpar kalbim.
Yolda olmayı ne çok sevdiğimi anlatırım sonra sana.
Her yolculuk bitirilmemiş hayallerdir bilirsin.
Sokakları denize çıkmayan şehrimin kuru soğuğunda çıkmaz yollardan bir çıkar yol aradım
yıllarca.
Pazar poşetlerini mağaza görevlisine emanet edip yılbaşı süslerine bakmaya gittim bir
başıma.
Basit bir adamdım, dünyanın bütün sevdalarını yalnız sana adadım.
Afrika bile dahildi.
Cemal Süreya okumak hala vatan hainliği sayılmıyorken kendine bir kitabını almalısın.
Belki o zaman beni daha iyi anlarsın.
Gerçi Menekşe, sen aslında sana yazılmayan şiirlerden pek de anlamazsın.
Bir yıla nasıl girersen öyle geçer derler,
Böyle şeylere inanmak için gereğinden fazla yalnızım oysa ki.
Çam ağacına astığım süslere bakarken saniyeleri saymak ızdırap olacak yine.
Çünkü yanımda yoksun
ve bu yıl da sensiz geçecek her gününde.
Söyleyecek çok şeyim vardı anlatamadım sana.
Arnavut ciğerini zeytinle aynı anda ağzına atmayı ne kadar çok sevdiğini bilmek hala canımı
yakıyor.
Tahmin bile edemezsin.
Yoksa sen hala anılardaki kadar güzel misin?
Ben seni sevdim, sen beni sevmeyi sevdin diye kızardım sana.
Yalpalayarak yürüdüğümüz yılbaşı gecesi bunun hakkında konuşmuştuk bir ara sokakta.
Sen bunu hatırlamıyorsun Menekşe.
Eve gidip bir an önce sevişmek ve uyumaktı yegane isteğin.
Seni sürüklediğim derin çukurdan bir şekilde kaçmayı başardın.
Benimleyken hep -mış gibi yaptın.
Her şeyi dibine kadar yaşarken ben, sen deniz kıyısında dalgalarla oynadın.
Sonra aynı deniz aldı götürdü seni benden.
Yanlış anlama Menekşe.
Sen ölmedin,
Varlığın bir toz zerresi gibi uçtu ve kayboldu bu hayattan.
Benimle olduğun müddet boyunca Menekşe,aslında neredeydin?
Bir gül kadar kokuyormuşsun da, o kokuyu bir tek ben almıyormuş gibi hissederdim.
Sen evime gelmezdin,
Ben birden çok menekşeyle aynı odada uyurdum.
Sonra sen gittin.
Oksijensizlikten galiba, uzun bir süre kendime gelemedim.
Bir çiçekle aynı odada uyumayınız dediler.
Sen gittin, ben çoktan ölü olduğumu epey sonra fark ettim.
Fakat biliyorsun Menekşe,
Ölüler, sırtlarında yaşadıklarıyla yalnızca bu dünyadan bir başkasına göç eder,
Geride bir enkaz bırakıp şiir olup gitmezler.

Please follow and like us:
Mislina Bursal

Mislina Bursal

Edebiyatın popüler kültür oyuncağı olduğu bu devirde aşkını yüz kırk karaktere sığdıramayanların, bizlerin çığlığı oldu fanzinler. Benim de fanzinlerin, daha doğrusu edebiyatın içine balıklama atlayışım bundan iki üç yıl öncesine dayanır. Tumb, Karatay, Lilyum, Yazma ve Yol Üstü Fanzin’de yazmış bulunup Vamos ve Söylenti Dergi’de de şiirlerimle var oldum. H.Ü Ankara Devlet Konservatuvarı’nın lise devresinden 2017 yılında mezun oldum/olacağım. Bir elimde viyolam, bir elimde kalemimle, notalar ve kelimelerle anlatıyorum hislerimi, düşüncelerimi. Kendimi tanıtmayı pek becerememiş olsam da siz bana kısaca buraların kadrolu şayiri diyebilirsiniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir