Güzel Kadın! Biliyorum duydukça canın yandı bu sessiz figanları,
Çocuklarını yuttu büyük kötülük deryaları.
Senin aşkın doğurdu bu aklı-ı bedbahdları,
Asırlar sonra, bigünahlar uğruna, seni mi suçlamalı?

Bence mutluluk, bu dünya gözünün görebileceği en büyük ahlaksızlıktır. Ve bu ahlaksızlık en çok, en derin, en yankılı ve en sessiz şekilde virane yuvamızın masum canlarını acıtır.
Bence hayat, en çok onların omuzlarında ağırlaşır.
Şuurumda kaybolmadan önce benim bir hayalim vardı. Benim bir hayatım vardı. Ağzı her dile dönebiilen çocukluğum, sureti her renkte görülebilen gençliğim, eril ya da dişi ömürlerim vardı. Ben de her denizden, her çölden, her fotoğraf karesinden bir çocukluktum. Benim arkadaşlarım vardı. El ele tutuştuğumuzda tüm maviliği kapladığım arkadaşlarım vardı. Kahkahalarla oynadığım oyunlar vardı. Üzgün olduğum anlar bulutlar benim için ağlar, yedi renk gökkubbede benim için sallanırdı, Tüm hayatın benim kalbimde attığı bir dünya vardı ve o dünyayı istediğim renge boyayabileceğim pastel boyalar vardı. Zaman belki göz açıp kapayıncaya kadar, belki asırlar kadar geçti ve yaşam benim benliğimde durdu. Yaşam benim küçük bedenimde, pamuk yüzümde durdu. Hayal olan yaralı dizli masum çocukluktu. Hakikat ise ağlayan ağlatan sözler, acıyla bakan gözler ve amcaların hayat boyu saçtığı o amansız korkuydu. Benim arkadaşlarım vardı. Gölgesi gövdesinden bile ağır arkadaşlarım vardı.Suretini hatırlayamadığım arkadaşlarım vardı. Belki babamdı, belki herhangi bir adamdı.. Benim oyunlarım vardı. Hiçbir zaman oynayamadığım oyunlarım vardı. Bu oyunların bana verdiği kahkaha değil de sırtıma batan soğuğun acısıydı. Ellerimde sadece, pastel boyalarla boyayamadığım, zifiri karanlık bir dünya kaldı. Ve bu dünyadaki tek renk de bacaklarımdan sızan kandı.

Bence yaşanan tüm günahlar bizim kalbimizdeki boşluktadır.
Bizim boşluğumuz yoktu. Bizim günahımız yoktu. Felaketlere dağıtttığımız güllerdi ve gölgelerimiz bile masum yüzlerdi.Biz bu kadar masumken ve hayatta kalma arzusu ile bu denli sarhoşken bir hakikat bizi ayılttı. En güzel devrimizde, en güzel yüzümüzü korkuyla, sıkılan dişlerle, verilemeyen soluklarla doldurdu Saçlarımızın çiçek kokuları ter ve acının yağmuruyla hayal oldu. En güzel bedenimizin her milimini, bulantı ve nefreti buldu . Bu hakikat, tohumu mahkum bir can oldu ve en güzel gençliğimizi yordu. Ama biz, dünyaya uyandığımızda, kutsal duygularla, atalarımızın hurisi fısıldamştı kulağımıza; temizlik, asıl temizlik, namustu bu boyutta. Biz neydik o zaman, istememiştik bunu oysa. En yakınımız ve en uzağımız hak iddia etmişti vücudumuzda yıllarca. Neydi bu arzunun sebebi, taktığımız eşarbın rengi mi yoksa yüzümüze sürdüğümüz boya?
Bu mevsim de bu ay da bu güneş de bu hayat da acımadı, bazen bir kuytuya bazen kendi yatağımıza dikti mezar taşımızı. Ve önüne sağır ana-babaları, hak etti diyen akbabaları…

Bence insanlık, bu devranda ancak boyası sökülmüş, delik deşik olmuş bir duvardır.

Bu çığlıklar bütün kulakları sağır etti ama kimse duymadı. Bu gözyaşları sel oldu, önüne kattığını yok etti ama kimse boğulmadı.Bu yakarışlar zelzele oldu, dere tepe bırakmadı ama tek bir kötülük yıklmadı. Bu insanlar, bu feryatlar, bu gözyaşları tek bir yürek oldu ama atacak bir benlik bulamadı.

Benim bir hakikatim var. Avucumdaki damla damla suyla söndürmye çalıştığım yangınlar var. Gül yapraklarıyla kapatmaya çalıştığım çöplükler var. Bitmiş mumların silik ışıklarıyla aydınlatmaya çalıştığım yarınlar, alevlemeye çalıştığım yürekler var. Hala pastel boyalarım ve her köşesini bir iyiliğe, bir güzelliğe boyayacağım dünyalarım var. Benim sadece tecavüzlerin, tacizlerin, aklı-ı bedbahdların olmadığı, çocukları istismarcı yoğurmayan bir hakikatim var.
Bence mutluluk, bu dünya gözünün görebileceği en büyük ahlaksızlıktır