Mola

Yığınla hayatı üst üste koymuşsun da,

ne kadar ölüsü varsa çıkmış gibiydi.

Terminaller bir yerden bir yere giden insanların ilgisini çekecek yerler değil.

Hani her sabah beşte uyanır altıda evden çıkarsın da başını kaldırıp bir kere bakmazsın ya güneşe. 

Öyle işte.

 

Gözleme satan adam misal,

yıllardır gözlerinin ne renk olduğunu bilmez.

Başka bir gözün ışığı vurmayınca ne anlamı kalır alacakaranlığın, tan yerinin, umutların?

Yelkovan akrebe yetişmeye çalışır,

her saat başı, başka yolcuları hayatın başka kıyılarına taşır. 

 

Küçük yastıklar satan o adamı bilirsiniz. 

Ya da yağmur yağarken şemsiye satanları,

Kısaca

Unutulmuş envanter ustaları.

 

Terminaller şehir değiştirecek insanların ilgisini çekecek yerler değil.

Yeşil maviye karışır,

Sabahın simidini akşam yol yorgunu martılar kapışır.

 

Yol akar, zaman durur.

 

Başka hayatların akşamlarına, sabaha karşılarına, kara gecelerine uyanırsın. 

Hele vardır ya o yol kenarlarındaki üç katlı pembe apartmanlar

bir katı boyanmamış tuğla evler,

Kaç kişi nefes alır hayatın karmaşasında,

Her gün merkeze gelmek için kaç litre benzin harcar otobüsler, servisler?

 

Yol akar 

Hayat durur. 

Kilometreler yerini kasabalara, şehirlere bırakır. 

 

İki şehrin ortasında,

kuş uçmaz kervan geçmez bir yerde

sabaha kadar oyuncak ayıların arasında onlarla birlikte poşetlenmiş insanlar durur ayakta.

Buralarda çay hala iki liradır.

 

Evi barkı yok mudur bu insanların? 

Sabahın dördünde mola verirsin de ilk kez içiyor gibi yakarsın ya o sigarayı.

Her gün sabah dörtte sigara içmek için bir sebep arıyor gibi.

Rutin gibi,

Alışkın gibi.

Sen uyuyorken bu pişmaniyeler yine satılıyor,

Yine tuvalet önünde sıra bekliyor insanlar.

Ve yine aynı soru ağızlarda.

Parayı girerken mi veriyoruz çıkarken mi? 

Ne ironik, değil mi?

Cam kenarında sabaha karşı hiç yolu izlememiş insanlara göre yerler değil terminaller.

Bomboş tarlalarda tek başına duran o ağacın gölgesi kim bilir  ne güzeldir şimdi.

Dağ yollarından aşağı bakarsın da alabildiğine ormandır,

Yol kenarında sıra sıra şehirde olmayan o ince uzun ağaçlardan vardır. 

Şehirlerde olanlar hakkında konuşan insanlar için pek de keyifli yerler değildir terminaller.

Gidişlerdir, dönüşlerdir.

Geceye başlayıp sabah uyanmak,

Sarhoş olup en güzel gününü hatırlayamamaktır.

Yol zamanla oynamak,

Süregelen düzen yalnızca senin için durmuşken, 

Başka hayatların bir geceliğine saçlarını ağartmaktır.

 

Terminaller sabahı bekleyenlerin ve güneşi düşleyenlerin ilgisini çekecek yerler değil.

 

Zaten otobüsler de,

Sevilenler de 

hep geç gelir.

Please follow and like us:
Mislina Bursal

Mislina Bursal

Edebiyatın popüler kültür oyuncağı olduğu bu devirde aşkını yüz kırk karaktere sığdıramayanların, bizlerin çığlığı oldu fanzinler. Benim de fanzinlerin, daha doğrusu edebiyatın içine balıklama atlayışım bundan iki üç yıl öncesine dayanır. Tumb, Karatay, Lilyum, Yazma ve Yol Üstü Fanzin’de yazmış bulunup Vamos ve Söylenti Dergi’de de şiirlerimle var oldum. H.Ü Ankara Devlet Konservatuvarı’nın lise devresinden 2017 yılında mezun oldum/olacağım. Bir elimde viyolam, bir elimde kalemimle, notalar ve kelimelerle anlatıyorum hislerimi, düşüncelerimi. Kendimi tanıtmayı pek becerememiş olsam da siz bana kısaca buraların kadrolu şayiri diyebilirsiniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir