Uzak bir ülkenin büyük bir şehrinin dar sokaklarında yürüdüğünüzde, yapraklarını dökmeye niyetlenmemiş çamların, kuzeye bakan tarafı yosun tutmuş kestanelerin, kısa bir zaman önce kel kalmış servilerin yanlarından geçtiğinizde, dik bir yokuşta karınları açlıktan yapışmış iki uyuz köpeğin birbirlerinin kıçlarını koklamasını seyrettiğinizde, karşı kaldırımda tanıdık bir yüzün size selam verdiğini sandığınızda, ana caddede sarhoşların evlerine gitmek için bindiği belediye otobüsü yanınızdan hızla geçip gittiğinde, büfecinin soğuktan kepenklerini erkenden kapattığını gördüğünüzde, anahtarlarınızı bulmak için cebinize attığınız elinizin boş çıktığını fark ettiğinizde kış çoktan gökyüzünden şehrinize inmiştir. Sizin aylara ve günlere taktığınız isimler mevsime gülünç ve aciz görünmektedir. Bir an durup başınızı gökyüzüne kaldırmanız gerekir mevsimin sizinle alay ettiğini görmek için. Kış gökyüzüne açık ve koyu renklerini, beyazını ve turuncusunu zaten bahşetmiştir. Siz bu renklere alışkınsınızdır ancak bu renkleri her gördüğünde şaşıran bir genç kızı düşünürsünüz. Bu heyecanlı kızın şimdi kapısını çalsanız nasıl sıkı sarılır, nasıl öper sizi boynunuzdan. Nasıl kavrarsınız onun kahve saçlarının dalgalandığı belinden. Nasıl nazikçe…

Kış beyazıyla şehrinizde gezinmektedir. Anahtarları bıraktığınız yerden almak için elleriniz ceplerinizde aynı yolları tekrar gidersiniz.