Matrix’ten Hallice

Alarmın çalmasıyla uyanan kadın aceleyle duş aldı (yeni aldığı vanilyalı duş jeliyle) ve dünden hazırladığı takımını giydi. Dünden hazırladığı çantasını da alıp mutfağa gitti. Yumurta haşladı ve portakal suyu sıktı. Kahvaltısını yaparken bir yandan da gününü planlamaya çalışıyordu. Kahvaltısı bitince hemen bulaşıkları çalkalayıp bulaşık makinesine yerleştirdi. “Kendini temiz tut ölüm gelir evini temiz tut konuk gelir.” lafıyla büyümüş olmak onun hayatına düzen getiren en önemli yaşam felsefesi olmuştu çünkü.

Kadın üç ceviz, iki badem, üç kuru üzüm ve bir kuru kayısıyı yolda yemek üzere bir peçeteye sarıp kabanının cebine attı. Hemen telefonunu da aldı ve koşar adımlarla evden çıktı.

Acayip bir sesle irkildi adam. Dün kahvaltısında kullandığı kaşığı üstüne sildi ve müsliyi kaseye doldurdu. Sütün bitmiş olduğunu fark edince kaseyi alıp çeşmeye doğru yöneldi. Gri suyun temiz su rengine kısmen ulaşması için birkaç saniye bekledi. Bu arada tişörtüne yapışmış birkaç şeker parçasını iki parmağının arasına topladı, müsliyi çeşmenin altına götürürken şekerleri diline koydu ve yavaşça erimesini bekledi. Şekerler eridi, kase doldu. Adam hızlıca yaptı kahvaltısını ve çantasını alıp attı kendini en az kendisi kadar pis kokulu sokağa.

Ekşimiş portakal kokulu yolda yürürken ayağı taşa çarpan adam yere düştü. Kalkıp eline sıvanan köpek dışkısını bir duvara sildi ve çantasını alıp yürümeye devam etti.

Korna sesleri içindeki kadın, yerinden çıkmış kaldırım taşına takıldı ve yere yuvarlandı. Sağ eline sıvanan o iğrenç kokulu kahverengi şeyi aceleyle sol eliyle çantasından çıkardığı mendile silip etrafa küfürler savurdu. “Köpek gezdiriyorsunuz anladık da insan şunları alıp çöpe atar be kardeşim!” “Belediye de yeni yolları bozup bozup yapacağına şunları düzeltsin ayol”

Simitçi kendi kendine kadını onayladı.

Kadının telefonu çaldı. Açmadı. Evet  tabi ki işe geç kaldığını biliyordu.

Adam uykusunu açmak için kahve almaya bir kafeye girdi. Sade kahveyi işaretledi bir forma ve kasiyere uzattı. Kasiyer arkasına döndü, düğmeye bastı ve dolan bardağı adama uzattı. Adam parasını koydu masaya, kafeden çıktı yürümeye devam etti.

Kadın ofise vardı. Güvenlik görevlisine günaydın diyerek dönen kapıdan içeri girdi. Asansörün üçüncü kat düğmesine bastı. Queen çalıyordu. Freddie Mercury’nin sesi O’na hep olduğundan daha iyi bir çalışan olduğunu düşündürürdü. Hırslı bir çalışan gibi. Ama Hz. Patron öyle düşünmüyordu elbette.

Adam ofisinin olduğu binaya girdi. Asansörle üçüncü  kata çıktı.  Ofisine girerken müdürüyle karşılaştı. Kapıyı açtı, içeri girdi, sandalyesine oturup kahvesinden bir yudum aldı. Sonra bir yudum daha. Tekrar bir yudum. Kahvesini bitirdi. Bilgisayarını açtı, çalışmaya başladı. Saat 09:28 idi.

Kadın ofisine koştu. Aceleyle içeri girdi ve sandalyesine oturdu. İlk iş olarak telefona sarıldı. “Halime abla bir sade kahve getirir misin sana zahmet?”  Telefonu kapattı. Bilgisayarını açtı. İçeri Hz. Patron girdi (bir yığın dosyayla). “Bunlar sisteme işlenecek.” “Tabi Kenan Bey”

Kenan Bey çıktı, Halime abla girdi. Kadın kahvesinden bir yudum aldı. Sonra bir yudum daha. Tekrar bir yudum. Sonra çalışmaya başladı. Kadın kahvesini unuttu. Saat 09:28 idi.

Adam acıktı. Öğlen yemeğini yemek için alt kata indi. Formu doldurdu, kasiyere verdi, kasiyer düğmeye bastı, adam parayı verdi. Yedi ve tekrar üçüncü kattaki ofisine çıktı. Sandalyesine oturdu ve çalışmaya devam etti.

Kadın o günlük işinin büyük bir kısmını bitirdi. Acıktığını fark etti. Soğumuş kahvesini görüp, iki  tam bir yarım yudumda içti. Binadan çıkıp pastaneye gitti. Bir tiramisu yedi, kasiyere parayı götürüp iyi günler diledi. Geri dönerken birinci kata uğrayıp haftalık karikatür dergisini aldı ve asansöre yöneldi. Üçüncü kata çıktı. Ofise koşturdu. Sandalyesine oturup O yemekteyken gelen ne idüğü belirsiz dosyaları incelemeye başladı. Halime ablayı aradı ve yine kahve soğuyana kadar içemedi.

Adam mesaisini doldurdu, ekşimiş portakal kokulu yoldan evine doğru yürümeye başladı. Saat 17:04 idi.

Kadın o günlük işini bitirdi. Korna sesleriyle doğru orantılı olarak adımlarını hızlandırdı. Saat 19:40 idi.

Adam evine girdi. Sabah kullandığı kaşığı tişörtüne silip akşam yemeğini yedi.

Kadın markete girip dondurulmuş köfte aldı. Üstüne rendelemek için de kaşar. Kasa sırasına girdi. Kasanın yanında duran fındıklı çikolatalardan bir tane aldı ve parasını ödeyip çıktı kalabalık marketten. Koşar adım evine gitti.

Adam kesintisiz bir uyku çekeceğinden emin, yatağına gitti. Ne yorucu gündü ama. Saat 20:12 idi.

Kadın köfteleri tavaya koydu, kendi yağında pişirdi. Kaşar rendeledi. Yedi. Bir yandan da bu gün aldığı karikatür dergisini okudu. Sofrayı toplayıp bilgisayarı açtı. Patlama haberlerine göz attı, bu konuyla ilgili iki tweet gönderdi. Yatmaya hazırlanmak üzere banyoya gitti. Dişlerini fırçalayıp tuvalete girdi. Makyajını temizleyip, uyku hapını içti. Kesintisiz bir uyku diledi ve gözlerini kapattı. Saat 23:48 idi.

“Sende durumlar nasıldı?” dedi adamdan ve kadından büyükçe bir şey. Adamdan ve kadından büyükçe başka bir şey cevap verdi. “Normal. Yine az çalışıp çok yoruldular, erkenden yattılar. Olaysız ve kötü kokulu bir gündü yine işte”

“Anladım. Benimkinde de yine birileri havaya uçtu, ölü kokulu bir gündü. Vücutlarını zorlayarak yaşamaya devam etti patlamayanlar da. Üzülmüş gibi yaptı çoğu yine”

“Notlarını arşive ekle de gidelim yemek yiyelim artık. Profesör  bir saat sonra gelip durum değerlendirmesi isteyecek bizden” “Sen çık ben de geliyorum şimdi.”

Gri ve mavi dünyada güneş doğana kadar vakitleri vardı. Sonra yine ellerine not defterlerini alarak gözleme devam edeceklerdi.

Gözleme devam edeceklerden daha büyükçe iki kişi iş başı yaptı. Gözleme devam edecekler iş başı yapana kadar ne yediklerini, nasıl yediklerini, ne konuştuklarını, nasıl konuştuklarını ve daha bir sürü onlara ait detayları arşivlerine koymak üzere, not almaya başladılar. Sonra yemek yiyecek ve sohbet edeceklerdi. Gri ve mavi dünyada güneş tekrar batana kadar kendilerine vakitleri olacaktı böylece.

Onlar da eminlerdi onların serbest zamanlarında kendileriyle baş başa, izlenmeden yaşam sürdüklerine. Bir küçüklerinin emin olduğu gibi  ve onların da küçüklerinin emin olduğu gibi.                        

Please follow and like us: