Maltepe

”abiler selamın aleyküm”

selamımı verip kaleağzı merkez kahvehanesinin en büyük kumarbazı olduğunu sonradan öğrendiğim fethi’nin yanına oturdum. yirmi yedi yaşında, orta boylu ve kilolu sayılamayacak biriydi. pek tekinsiz biri gibi gözükmüyordu. mütemadiyen işsiz olmasına, aylak gezmesine rağmen namazlara gitmez, ama ramazan ayında orucu hiç sektirmezdi. ona göre ibadet, manevi olarak rahat ettirmeliymiş kişiyi. felsefesi vardı. büyük kumarbazmış. saygı duyardım.

fethi beş yıl önce evlenmiş. mahallelinin sacide ana olarak bilip sevdiği bir kadının ortanca kızıyla. sacide ana fethi’nin bir kumarbaz olduğunu bile bile vermişti kızını. neden vermişti? bir insan, hayatta tek meziyeti altılı ganyanı ilk ayaktan yatırmak olan hırbonun tekine kızını neden verirdi? hele dul ve kocasını da kumar masasında vurulma suretiyle kaybetmiş seksen yaşında bir kadınsa. fethi ise kendinden son derece emindi. ulan bana kız mı yok kodumun memleketinde diye dönüp duruyordu etrafta, evlenesiye kadar. mahalle genelevine gelen gidenleri izlerdi, genelevi tam cepheden gören izbe konutundan.

şimdi beş yıldır aynı izbe konutta, karısı asuman ile yaşıyorlardı. asuman çalışmazdı. beni de bir akşam tanıştırmıştı asuman ile. okey masasında fethi’nin yancılığını yaptığım bir akşamdı. ertesinde eve birlikte dönüp iki duble sek vurmuştuk. karısı çok iyi biriydi. saygı duyardım. annesini de sevmiştim. sonuçta kaldığım pansiyonun kiracısı oymuş. dolaylı yoldan annesi de beni severdi. gerçi hiç tanışıklığımız da yoktu.

bir gün bir mahalle düğününde aynı masada oturduk sacide ana ile. ben üniversite son sınıftayım o yıl. ana bana dönüp, oğlum hiç uğrar mısın buralara deyip fethi’nin evini gösterdi. daha doğrusu asıl hedefi orası değildi ama kastettiği yeri anlamıştım. üniversite sonda ve sakallı, gözlüklü bir imaj için zeki öngörülmem oldukça doğaldı. ama en az bu durumun doğallığı kadar sıradışı olan bir şey de şudur ki, kaleağzı mahallesi’nin yarısı sacide ana’nınmış. fethi ile rakı içtiğimiz başka bir akşam, asuman abla’nın hüngür hüngür ağlamasının nedeninin efkar basması değil de annesinin vefatı olduğunu öğrendiğimiz aynı gün. üzülmüştü. üzülmüştük. fethi bir maltepe yaktı, asuman ablaya uzattı. bugüne kadar hiç sigara içtiğini görmediğim asuman abla, bir hayat kadını çekiciliğiyle içiyordu sigarasını. etkilenmemek elde değildi. uzunca bir süre ona bakakalmıştım. üçüncü dubleden sonra yamulan fethi’yi yatağa taşıdıktan sonra salona geldiğimde asuman abla ikinci paketi açmaya uğraşıyordu. telaşlıydı. elleri titriyordu. sol fraksiyondan olmamın girişkenliği ve kadınlara nasıl davranılacağının manifestosunu yazarak pratiğe uygulayışım sayesinde ona tam beklediği davranışı sergiledim. etkilendiğini düşündüm sonra. yirmi bir yaşında, sakallı ve siyah kemik gözlüklüydüm. üniversite okuyordum. kocası lise mezunu hırbonun biriydi. annesinin sahibi olduğu genelevin en büyük müdavimiydi beş altı yıl öncesine kadar. ben ise bir kez bile girmemiştim.

o gece olaysız atlatıldı. genelev baskın yedi mühürlendi, o geceden sonra. sacide ana’nın geleceğin muhabbet tellalı olarak gösterdiği refik geçmişti bu hüzün ve zevk evinin kasasına. kolonya tutuyordu itinoğlu, milyonluk adamlara saati doksan liradan sattığı kızlara üstelik. acı dolu gülümsemeleriyle şehvetten uzaktılar. samimiyetsiz gülüşleriyle samimiyetten uzaktı refik, adının anlamı arkadaş demek olsa da hayatında arkadaşı olmamıştı. arkadaş gözüyle bakan kadınların hepsiyle cinsel münasebete girip, paralarını vermezdi. sarı ahmet, kraliçe nahide lakaplı bir travestiye vurulup, onu genelevden almak isteyene dek sürdü bu hegemonyası. bir devlet değildi refik, sevilmezdi devletler burada. devletler, işgal olununca yıkılırdı hem, refik tek kurşunla yıkılıvermişti. sarı ahmet vurdu refik’i. genelev binasını kentsel dönüşüme verdi sonra belediye.

sonraki yıl da fethi abi o çok sevdiği maltepe’den öldü. günde dört paket içiyordu, o zaman maltepe’nin üç buçuk olduğu zamanlar. bazen dolu da içerdi fethi. ciğerleri yerine bisiklet zincirini temizlediğimiz süngeri koysak fark edilmezdi. ikisi de aynı işlevsizliğe sahiptiler. pamuğu tıkayan imama yirmi lira verdik. cenazesini hipodromun arkasındaki parka gömdük, illegal yollardan.

ben mezuniyetimi verirken de asuman abla ile aynı evde kalmaya başladık. sonra evlendim onunla. ölen kocasının hatırasına hala maltepe içer. hala aynı çekiciliğinde. hayat kadını çekiciliği. ve artık genelevsiz bir mahalleyiz. sokakları kan kokmayan. sokaklarında üçlü sarılmayan ve çocukların topa gerinerek vurmaya yeltenip dizlerini kanatmadığı. yedi kez mühürlenen eski genelevi binasının yerine sosyal güvenlik kurumu açılan. mahallenin gülü’nün, eski genelev patroniçesinin kocası olduğum bu mahallede. kaleağzı derler.

Please follow and like us:
Yalım Aydın

Yalım Aydın

Belirli bir hayat kalitesinin üzerindeki insanlara fazla bir şey vaat etmiyor olsam da 2015’ten bu yana edebiyat ve müzik alanındaki çalışmalarımı fanzinler ve dergiler aracılığıyla paylaşıyorum. Bugüne kadar Sokak Edebiyatı Fanzin, Kopya Fanzin, Solo Fanzin, CosmicZion Zine, Ekinoks Fanzin, Aykırı Karga Fanzin, Mavera Fanzin, Çığlık Fanzin, Giyotin Fanzin, Geyik Fanzin, Mevsim Fanzin, Firar Fanzin, Lemur Dergi, Porsuk Dergi, Gece Dergi ve Söylenti Dergi’ye katkıda bulundum. Bence sokağın, sokakta yaşanılanların veya yaşayanların edebiyatın dışında bırakılabilmesi veya onların edebiyat dışında kalması imkansız. Bu yüzden yazmaya, edebiyatla uğraşmaya ve uğraşanlara dayanak olmaya hayatım boyunca devam edeceğim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir