Kuşlar

Masraflarımı karşılamak için bir yerel gazetede muhabirlik yapıyordum. Röportaj için bir huzurevine gitmiştim, orada yaşlı bir kadın, halime acımış olmalı ki bana üstü bezle sarılı bir kuş kafesi uzattı.

“20 lira!”

“Bu ne?”

“Kuş kafesi.”

“Ne var bunun içinde?”

“Ne olacak yahu! Kuş elbette.”

“Ne yapacağım ben kuşu?”

“Beslersin. Salarsın. Sonra tekrar kafese koyarsın.

İyi gelir sana.”

“Sana artık iyi gelmiyor mu?”

“Bu yaştan sonra bana artık ne iyi gelebilir?”

 

Kafesin içinde pili bitmiş bir oyuncak kuş vardı. Kadının gözleri görmüyordu. Herhalde oyalansın diye ona böyle bir hediye layık görmüşlerdi. Cebimden beş lira çıkarıp kadına uzattım.

“Ama senin bu kuş ölmüş galiba?”

“Hayır,” dedi, “ne ölmesi, uyuyor o.”

 

Parayı avucunda sıkıştırıp mutlu bir şekilde ayrıldı yanımdan. Eve döndüğümde salonun lambası yanmıyordu. Patlamış olmalıydı. Ampulü çıkartıp yerine kuş kafesini yerleştirdim. Mutfağın lambasını açıp oradan gelen loş ışıkla biramı içtim. Televizyonda sabah oynayan magazin programının tekrarı vardı.

Bir ara içim geçmiş. Uyandığımda saat beşe geliyordu. Gecenin en karanlık saatleri. Elimi tütünlüğe attım, filtre kalmamıştı. Filtresiz bir tütün sardım kendime. Tadı gerçekten çok kötüydü, çok bayattı, ufalanmış tütünler ağzıma dökülüyordu. Bu mide bulantısına daha fazla dayanamayıp sigarayı yarıda söndürdüm. Kapı çaldı. Bir travesti.

“Nihat?”

“Nihat değil.”

“Sen kimsin?”

“Efrahim,” dedim. “Efrahim Aslan.

Sen neden Nihat’ı arıyorsun?”

“Nihat’ı aramıyorum. Nihat benim.”

“Geç içeri istersen.”

“Dışarı çıksak?”

“Olur.”

 

Paltomu alıp dışarı çıktım, beni beklemeden yürümeye başlamıştı, takip ettim. İzbe bir birahanenin üst katına oturduk, birer bira söyledik. Bizden başka kimse yoktu.

“Beni hatırladın değil mi?”

“Evet,” dedim,

“Röportaj yapmıştık seninle geçen ay.”

“Evet,” dedi.

 

Bir süre konuşmadık, gözleriyle beni süzüyordu. Başımı pencereye çevirdim, dışarıda kar atıştırmaya başlamıştı. Birahanede her şey ahşaptandı; duvarlar, pencereler, masalar, sandalyeler… Biranın içinde bile ahşabın o kekremsi tadı vardı sanki. İlk yudumu aldıktan sonra üzerime bir ağırlık çöktü. Dirseklerimi masaya dayadım güç almak için. Gözkapaklarımla bir savaş halindeydim.

Kaşlarını kaldırdı, beni izlemeyi bırakıp dışarıya baktı. Birasından bir yudum alıp bana döndü ve öfkeli bir şekilde bakmayı sürdürdü.

“Adresini gazeteden aldım” dedi.

“Orospu çocukları” diye geçirdim içinden.

“Röportaj için ödeme yapacağını söylemiştin bana?”

“Evet.”

“Hesap numaramı vermiştim, hafta başında yatar demiştin?”

“Evet.”

“Bir ay geçti, yatmadı hala.”

“Evet,” dedim. “Yayımlanmayan röportajlar için gazete para ödemiyor.”

“Neden yayımlanmadı?”

Cevap vermedim.

“Travesti olduğumuz için mi?”

“Gazetenin kararı.”

“Sıçarım gazetesine, neden vaktimi meşgul ediyorsun o zaman!”

 

Konuşmadım. Konuşamadım, üzerimde çok fena bir ağırlık vardı, epey mayışmıştım. Şuracıkta uyuyabilirdim.

“Tamam, affedersin” dedi daha yumuşak bir tonda. “Sakince konuşalım.”

“Affedecek bir şey yok” dedim. “Allah belasını versin öyle gazetenin, konuşabilirsin.”

“Neden çalışıyorsun o halde?”

“Geçim sıkıntısı.”

“Anlıyorum.”

“Sen neden çalışıyorsun?”

“Geçim sıkıntısı.”

“Kaç para vereceğim demiştim sana o gün? Röportaj için.”

“İki yüz lira.”

“Biraz uçmuşum galiba.”

“Biraz sarhoştun.”

“Son altı yıldır hep sarhoşum.”

“Hayatında biri var mı?”

“Var.”

“Peki aşık mısın?”

“Yalnızca bir kere aşık oldum.”

“Sonra?”

“Öldü.”

“Sebep?”

“Aşırı doz.”

İkinci biraları söyledik, bir sigara ikram etti. Sokakta iki adam kavga ediyordu, biri ötekine bıçak çekti, kolundan yaraladı, araya girip ayırdılar. Kolu kanayan adam öfkesinden deliye dönmüştü, “orospu çocuğu,” diye bağırıp kendini yerlere atıyor, eline ne bulduysa fırlatıyordu. Kavga namus sebebiydi. Biraz sonra polisler ve ambulans geldi kapının önüne. Kar yağmura dönmüştü ve güneş açıyordu. Tüm bu manzarayı pencereden izledik. Hiç konuşmadık.

Sessizliği bozdu.

“Benimle yatar mısın?”

“Yirmi lira var cebimde.”

“Kalanını sonra verirsin.”

“Olur.”

Aşağı indiğimizde kalabalık dağılmıştı. Ağır adımlarla eve döndük.                                                                                                                                                                                                                                                                “Keşke hiç dışarı çıkmasaydık,” dedim.

Öğleye doğru uyandığımda gitmişti. Dışarı çıkıp bankamatiğe uğradım, hesabıma küçük bir para yatmıştı. Su faturasını ödeyip bir ampul ve oyuncak kuş için dörtlü kalem pil aldım. Param buna yetmişti.

Please follow and like us:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir