Kabuktaki Hayalet ve Hayaletsiz Bir Kabuk

Mamoru Oshii’nin yönettiği Kabuktaki Hayalet (Ghost in the Shell) 1995 yapımı modern bilim kurgu filmlerine ilham kaynağı olmuş Japon yapımı bir anime filmidir. Bu film, 2017 yılında Rupert Sanders yönetmenliğinde yeniden yapılmıştır. Farklı çağlar ve ülkelerde yapıldıkları için bu filmler birbirlerinden oldukça farklıdır. Ben size hikâye farklılıklarından çok tema olarak nasıl ayrıldıklarından bahsetmek istiyorum.

İlk önce filmin ismi nereden geliyor onu konuşalım. Gelecekteki teknolojik gelişmeler sayesinde insanların teknoloji yoluyla geliştirilmesi mümkün kılınmıştır. Bu gelişmeler insanın vücuduna yapay bir karaciğer eklemekten beyni tamamen yeni bir mekanik bir bedene aktarmaya kadar değişebilir. Hayalet (Ghost) bu durumda insanın beynini temsil ederken, kabuk (shell) bu beynin konduğu mekanik bedeni temsil eder.

Bu iki film arsındaki değinmek istediğim ilk fark ana karakterlerimiz. İki filmde de ana karakterimiz Kamu Güvenliği Bölümü 9 adına çalışan Major kod adına sahip bir ajan. Major, orijinal insan vücudu yerine mekanik bir kabuğa sahip ama bu kabuğun önemi iki filmde aynı değil. Bu noktadan sonra kolaylık sağlamak için orijinal filmin ana karakterini Major, yeni yapımın ana karakterini de Mira Killian olarak anacağım. Oshii’nin orijinal filminde tamamen mekanik bedene sahip insanlar normalleştirilmiş hatta ana karakterimizin kabuğu toplum tarafından kullanılan standart bir model. Sanders’ın filminde Major, dünyada tamamen mekanik bedene sahip ilk kişi. Bu, karakterin tarihi dışında filmlerin gidişatını etkileyen önemli bir unsur. Oshii’nin dünyasında tam beden cyborglar çok  yaygın olmasa bile kabul edilmiş bir şey. O dünyada bir zihnin bedenden bağımsız olması normal karşılanıyor ve eğer zihin bedenden ayrı olabiliyor ise yapay zekâların da birey olup olamayacağını sorgulanıyor. Sanders’ın dünyasında ise insanlar teknoloji ile vücutlarını geliştirse bile ‘’tam beden cyborglar’’ diye bir kavram hala ortada yok. Bu farklılık, karakterlerin düşünce tarzlarında önemli bir etkiye sahip. Major’ şehirde kendi ile aynı bedene sahip kişiler ve hatıraların yeniden yazılabileceğini gördüğü için kendisinin gerçek bir insan mı yoksa kendini insan sanan bir makine mi olduğuna emin olamıyor. Mira ise dünyadaki ilk tam beden cyborg ve bu yüzden özel biri ama aynı nedenden dolayı da kendini yalnız hissediyor. Mira da kendisinin insan olduğundan tamamen emin olamasa da bu şüphesi Major’unkinden daha farklı bir yerden geliyor. Bu unsurlar bence Mira’yı daha samimi (relatable) kılıyor ama günümüz filmleri özel ve yalnız ana karakterlerle dolu olduğundan Major’u daha ilginç bir karakter olarak görüyorum.

Spoiler vermek istemediğim için çok fazla detaya girmeyeceğim ama değinmek istediğim son nokta ve bence bu iki filmin en büyük farklılığı filmlerin sonlarında.  İki filmin de sonunda son savaştan sonra ana karakterimiz ve “kötü adamımız” zarar görmüş bir şekilde yan yana yatıyor ve iki filmde de “kötü adam” ana karakterimize bilincini onunkiyle birleştirmesini istediğini söylüyor. Major, hayatını kurtarmak için bu teklifi kabul ediyor ve iki kişi birlikte yeni bir varlığa dönüşüyorlar. Mira ise bu teklif reddediyor çünkü ona göre kişiliğini kaybetmek ölümden çok daha kötü bir şey. Bu farklılık filmlerin farkını göz önüne seriyor. Oshii’ye göre teknoloji ilerledikçe birey tanımımız değişecek ve belki kişiliğimizi yitireceğiz ama bu kötü bir şey olmayabilir. Oshii bize bir soru soruyor ve bu soruyu cevaplamıyor veya Major’un verdiği kararın doğru ya da yanlış olduğunu söylemiyor. Sanders ise kişiliğimizi kaybetmemizin kötü bir şey olduğunu savunuyor. Bu görüş farklılığı yönetmenlerin farklılığından çok, yaşadıkları toplumun farklılığından kaynaklı. Japon kültürü, bireyden çok aile ve topluma önem veriyor ama Amerikan kültürü bireyselliği neredeyse fetiş hailine getirmiş durumda.

Bu söylediklerime rağmen Sanders’ın filmini kötü bulmadım. Görsel olarak ilgi çekici ve güzel aksiyon sahneleri vardı ama orijinal filmin karmaşıklığından yoksundu. Eğer standart bir blockbuster izlemek isterseniz 2017 yapımı filmi öneririm ama bir filmden görsellikten daha fazlasını bekliyorsanız 1995 yapımı olanı izlemelisiniz.

Please follow and like us:
Umut Çağın Bozacı

Umut Çağın Bozacı

Edebiyata karşı olan ilgim yeni başlamış sayılabilir aslında. Birkaç sene öncesine kadar edebiyat benim ilgimi pek çekmezdi; onun yerine bilim ile uğraşır, makaleler okurdum. Mevzular Derin’de yazmaya başlamam bir arkadaşımın teşviği ile oldu, o arkadaşım sayesinde bilimin yanında edebiyata da ilgi duyduğumu fark ettim. Bunlar dışında kendim hakkında ne söyleyebileceğimi bilmiyorum. Yaklaşık iki buçuk yıldır Mevzular Derin’de yazıyorum bu yüzden yazıma noktayı burada koyuyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir