İspanyol Sahibinden Satılık Zaman Makinesi

_ Oh, evet evet beyefendi lütfen biraz yaklaşın, ah, küçük adam sen de gel, ne kadar da büyümüşsün öyle? Señora ! Ulu Tanrım Señora’da buradaymış! Hem de ne tesadüf, yanında Castellón halkının prensesi ve sadık hizmetçisi var! Bu onuru bize bahşedin, size gösteri yapacağım, hey Miguel, ilkokuldan sıra arkadaşım Miguel’sin sen değil mi? Dostum seni gördüğüme ne kadar sevindim bilemezsin. Bak bak! Arkanda kahraman demircimiz Sánchez’de var, onu da alıp hemen gel dostum, gelin hepiniz gelin!

Yılların sokak, festival ve panayırlardan sökemediği, ünü Avrupa’nın sınırlarından çoktan kurtulmuş olan, sefil bir ailenin çömezleri arasında para yapmış tek çocuğu,gençliğinden eşyaları uçurmaya,büyü yapmaya başlamış olan tavşan şapkalı şık boyalı tüccarınız İspanyol Voyvoda, o berbat lakabını sizlere unutturacak mükemmel bir mal satıyor! señoras y señores! Yanımda bütün ihtişamıyla duran, dünya üzerinde eşi benzeri olmayan çalışır tek zaman makinesine aranızdaki hangi şanslı sahip olmak ister? Durun durun, size sadece bir zaman makinesi satmıyorum, ayrıca yanında bir hikaye ve çok ilginç bir çocuk armağan ediyorum. Dinleyin,dikkatlice dinleyin beni!
Geçtiğimiz yazın son festivali de bitip buralar bir çöl gibi ıssızlaşmaya başladığında artık yeni dünyalarda yeni maceralar arama vaktimin geldiğini anladım. Ben’in ne olduğunu, insanın özüyle nasıl bir ilişkisi olduğunu ve nasıl terbiye edileceğini öğrenmem gerekiyordu. Bunun için İspanyadan bir gemiye binip Hindistan yolculuğuna çıktım dostlar! Oradan da doğuya doğru devam ederek kentler, köyler, tapınaklar, küçük yerel gruplar arasında gezindim. Az konuşup çok dinledim, yorulmadan pek yürüdüm ve bu sefil tüccar hayatından ayrılıp bir sunakta om çekerek yaşamanın eşiğine kadar geldim baylar! İnanır mısınız? İnanmalısınız ama hayat, beni ruhani arınmanın önünden söküp alarak tekrar bu zor ve güvensiz tüccarlık serüveninin önüne attı. İnanılmaz bir teklif sundu bana, iğrenç lakabımdan kurtulup yıllar sonra daha iyi anılmak için altın bir fırsat doğurup kaçtı. Ben de peşinden koştum, hem de nasıl koştum biliyor musunuz?

Şimdi benim adıma pek eskilerde ve bambaşka bir macerada kaldığı için ne zaman olduğunu çıkaramadığım bir vakitte ıssız olduğunu düşündüğüm korulukların arasında avare dolanıp arzularımı yontmakla uğraşırken yine benim gibi gezgin bir Samana grubuyla karşılaştım. Bunlar yanlarında yalnızca açlık, susuzluk, çile ve bir parça düz beyaz kumaştan kıyafet taşıyan insanlardı. Yanlarına vardım ve buraya gelme hikâyemi anlattım onlara. Sonradan öğrendiğim üzere Samana’lar neredeyse hiç konuşmaz, yabancıları da kendi aralarına katılmak konusunda istekli olmadıkları takdirde pek dinlemezlermiş. Dolayısıyla bir kişi hariç bütün grup tarafından saygısızlıkla suçlandım ve kovuldum. Neyse ki güler yüzlü, yumuşak başlı ve kilosuna, vücudunun durumuna bakılırsa gayet iyi göründüğünden Samana’lar arasına yeni katıldığını tahmin ettiğim bir adam beni anladı ve dostlarından izin alarak beni başka bir ağacın gölgesi altına götürüp konuşmaya başladı.

Toprak! Memleket işte hanımlar! Dünyanın öbür ucundayken bile insanları birbirine bağlıyor. Güler yüzlü adam aksanımdan benim de kendisi gibi bir İspanyol olduğunu anlamış ve uzun bir süre sonra ilk defa bir Batılı görmek onu nasıl da mutlu etmiş bilemezsiniz. Bana kendi hikâyesini anlattı: Dediğine göre eski hayatında bir bilim insanıymış ve zaman makinesi üzerine araştırmalarını Avrupa’dan saklamak ve hiçbir kral ya da padişahın etkisi altına girmemek için yıllar önce buraya gelmiş. İlk zamanlarında sadece makineyi icat etmek dışında hiçbir şeyle uğraşmazken zamanla yerli halkın arasına katılmış ve onlarla ortak dili konuşmaya başlamış. Tanıdıkça en çok Samana’ların yaşantısından etkilenen bu bilim insanı artık kaderin cilvesi midir nedir, zaman makinesini en sonunda yapmayı başardığında o kadar yorulmuş, bu sıkıcı akademik hayattan o kadar bıkmış ki zaman makinesini küçük yolculuklarda bir iki sefer denedikten sonra artık hayatın gerçek anlamını, bedeninden bağımsız tüm gerçekliğiyle yaşayan ruhunu ıslah etmenin yolunu bulmak için Samana’ların yanına katılmaya karar vermiş ve makinesini evine yakın bir yerde atılık olarak bırakmış. Şaka gibi değil mi baylar? Bu acayip adam kendisiyle biraz daha konuşmam sonucunda bana makinenin yerini söyledi ve hiç çekinmeden onu alıp kullanabileceğimi, çünkü kendisinin yeni hayatında bunun gibi illüzyonlara ihtiyacı olmadığını ekledi. Zaman makinesi, gerçek bir zaman makinesi yahu! Hiç vakit kaybetmeden adamın anlattığı yere gittim ve makineyi tarif ettiği durumda öylece atılık olarak buldum. Bana biraz bahsettiği gibi adeta bir buzdolabı gibiydi, içine bir kere giriyordunuz ve birkaç tuşa bastıktan sonra kendinizi Atina komedyalarının birinde kahkahalarla Aristophanes’i överken buluyordunuz dostlar! Hemen yanına varıp kapağını açtım ama ne göreyim, makinenin içinde bir çocuk kıvrılmış uyuyordu. Tipi hiçbir şeyi andırmıyordu, ne buranın insanları gibiydi ne de Batıdan birine benziyordu, gökten mi düşmüştü acaba bu? Uyandırıp burada ne aradığını sordum, daha önce hiç duymadığım bir dilde bir şeyler söyledi bana. Sonra da, pekala prenses tamam kısa geçiyorum öyle gözlerinizi devirmeyin, onu dışarı çıkarıp tanıdığım her insana kim olduğunu sordum. Hepsi de onu tanımadığını ve dilinden anlamadığını söylediler. Bu çok ilgimi çeken topraksız dilsiz çocukla bir süre iletişim kurmaya çalıştım ve en sonunda kullandığı dili epey anladım sayılır. Ama kendisini tanımak için sorduğum hiçbir soruya yanıt vermedi. Ben de omuz silktim ve zaman makinesiyle birlikte onu da yanıma alarak tekrar İspanya topraklarına döndüm dostlar! İşte karşınızdayım ve ah, işte sahneden yukarı çıkan da bu dilsiz topraksız çocuk, bakın bakın neler diyecek şimdi sizlere:

_ Pur kovtra yim nekji tesye varp hadmi tun prax. ( Bu adama inanmayın, düpedüz yalancıdır.)

_ Bizlere ne dedi söylesene İspanyol Voyvoda?

_ Ah Miguel ne diyecek, zaman makinemin ne kadar harika olduğunu ve bu fiyatıyla kelepir olduğunu söylüyor.

_Sinto tir fugza pojuyu çohçi awert tpia yahlax, jeyu komre tini kunte polustuar ebne uğnkle edevyi. ( Bense
dünyaya ayak bağı olan bütün karşıtlıkların ortadan kalktığı, insanın kendini aşıp daha yetkin ve dengeli bir varlık olduğu gelecekten geliyorum .)

_Hahaha bu dediklerine kahkaha atacaksınız! Zaman makineme o kadar bayılacaksınız ki köpeğiniz için de bir tane alarak dinozorlar devrinden kendisine tatlı bir sürüngen sevgili yapmasını isteyecek, yavrulasın diye dua edeceksiniz diyor.

_Törtül ziil? Forkitse munche esparda mohone sekbar. İğyite tedsa agöze. Onhuru çimptzi jurnuya oyukyad nakba herfte guhre axwi wadah kölyce ıtrısta heredda. Yanmar takaski fretze puygu oğrup antrüke kabamar taştuka oprubba.
(Gülüyorsunuz öyle mi? Kahkahalarınız yalnızca gerzekliğinizin dışavurumudur. Anlamaya kapalı, yutmaya hazır kobaylarsınız siz. Pratikte, hakikate onu okşar gibi yakınken para ve şöhret için yazgısını elinin tersiyle iten şu akıllı ve ahmak, sinsi ve saf, zengin ve de yok olurcasına fakir tüccardan hiçbir farkınız yok. O çok ortada, sizler ise köşelerinizde eziliyor, kimseler tarafından önemsenmemenizi ideal zannederek yaptığınız pisliklerin başkalarının midesini bulandırmadığını sanıyorsunuz. Ne kadar bencilseniz o kadar da küçüksünüz, benim geldiğim gelecekte de yükselme uğruna aşağı atılmış birkaç kof kum torbasından birisiniz yalnızca.)

_ Bu sefer epey sinirli konuştu sanki değil mi Voyvoda?

_ Ah Hombre! Hiç meraklanmayın o sadece kültürsüzdür, kaba ve agresif görünmesi de bundan. Size kendi hayatında zaman makinemin ne kadar büyük yer taşıdığını anlatıyor, e haliyle de onu satacağım için bana biraz kızgın ama kendisinin de makinenin sahibiyle beraber gideceğini henüz söylemedim ona.

_Ne yani İspanyol Voyvoda, yoksa köle ticaretine de mi başladın?

_Oh, hayır hayır, katiyen hayır Señora! Köle ticareti geçmiş çağın en büyük yanılgısıydı, bu çağınki de içimizden bizlere usulca fısıldayan yardımcı meleklerimizin seslerini bastırmak oldu ve bana sorarsanız da geleceğinki de yine bundan etkilenmiş biçimde insanların kendilerine ve birbirlerine yaptıkları kötülüklerden olacak. Ama unutmayın, tüm bu belaların hepsinden zaman makinemi alıp hayalinize göre en güzel çağa giderek kurtulabilirsiniz! Huzurla aranızda yalnızca birkaç altın duruyor sayın macera meraklıları.
_Tanghirk estdre ulkyu muço eldte buye (Senin huzurla aranda ise açgözlülük duruyor.)
_Sen artık çok konuştun sevgili dostum. Şimdi bırakalım ki bu şanlı İspanyol halkı yüreğinin derinliklerinden gelen doğru sesleri dinlesin, olumlu işaretleri alsın ve ticaret Tanrıları da siftah yapmanın bütün damarlarına kan getiren güzel melodisiyle bize capcanlı ve bol kazançlı bir gün hediye etsinler.

_Hasfe cunka eguru omerte baypa etruw sflin (Sende hiçbir umut göremiyorum zavallı zehirlenmiş ruh.)

_Sizi görüyorum arkalardaki beyefendi! Kaç altın veriyorsunuz?

Please follow and like us:
Alperen Yavaş

Alperen Yavaş

İyi günler genç beyler ve bayanlar, size kendimi tanıtmam gerekirse 99 doğumlu, edebiyatla ilgili ve çevresindeki çoğu şeyi anlamlandırmaya çalışan bir beşerim. MDF adlı güzellik benim okurluktan yazarlığa geçişimdeki ilk ciddi basamak oldu. Sonradan gittikçe büyüyen ve internet sitesine de kavuşan bu fanzin benim kendimi anlatmamı sağlayan en güzel yer.aslına bakarsanız genele dair düşünebileceğim yaşlara geldiğimden beri kafamda sürekli bir çark dönüyor ve bu enerjiyi de diğer insanlara aktarmak istiyorum. Son olarak burası inanıyorum ki burada benim kendimce uydurduğum “tanıtıcı kelimeler”e hiç muhtaç bırakmayacak, kendi karakterimi üstüne işleyebildiğim yazılara ev sahipliği yapacaktır. Eh, o zaman da gelip “lan bu da ne saçma biyografiymiş haa”dersiniz olur mu?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir