Eylemsizlik Mektupları (Çağlara ve Labirentlere Giriş)

I. giriş

Mektuba ne yazacağım hakkında herhangi bir fikrim yokken ve bütün bir günün tedirginliğinde başladım ama günler geçtikçe labirentin soy ağacına rastlayıp zihnime tohumları ekmeyi başarabildim; ardından tedirginliğim yok oldu ve artık ne yazacağımı o kadar iyi biliyorum ki şu ana kadar üzerimde biriken bu tedirginliği cümlelere serpiştirmek için biraz heyecanlıyım ama şimdi, tam şimdi bir korkuyla kalakalıp içimde bekleyen o şeyin ne olduğunu anlamaya çalışacağım o şey: “yani bütün günlerin üzerimde biriktirdiği tedirginliği cümlelere pay etmek isteyen, o şey: ‘yani kimliksizken bir bedene korku salan ama her zamanki gibi simsiyah bir toz bulutunda yüzü bulunamayan nefret’ bende kimlik bulmaya başlıyor, demek ki korkmamak elde değil; neden bir korkunun yanı başında daha da doğrusu bir nefretin yanı başında büyüyen bir çocuk var içimde, ve neden birikmişliğiyle övünen bir nefret var ki; olmamalıydı, eminim; çünkü bütün dünya savrulmalarında nasıl kırılıyorsa bütün yaşamım boyunca öyle kırıldım yahut savruldum, işte her savruluşta içimdekini etrafa serpiştirmiş olmalıyım, evet etrafa, cümlelere değil.” Sevdiğim kadını bulabilmek için ya da bulmuşum da beni duyması için yazıyorum.

II. giriş

kiliseye bir kadın girdi. benden başka kimse fark etmemiş olacak ki, dönüp bakan sadece ben vardım. uçarıydı, kapının önünde durdu. bir adam dışarı çıkmaya çalışırken, böylesine kalabalık bir kilisede hem de, onun omzuna sürtündü. kızdım adama, ona neden o kadar yaklaşmıştı ki? lacivert paltosunun altından siyah bir elbise, galiba biraz yıldızlı, bileklerine dek uzanıyordu. meryem’in tam karşısındaydı ve onunla göz gözeydi. ikimizde farkındaydık burada bizden başka kimse olmadığını. ama asla birbirimize bakmadık.

III. giriş

İlk defa bir metnini çalışarak okudum, sana saygımı bir öncekinden kendime daha yakın ve daha iyi bir mektup yazarak sunacağım. Dilin gittikçe gelişse de, alışılmamış bağdaştırmaları benim gibi kullanmamalısın. Çok tehlikeli canlılar onlar. Yazdığın mektupta sesini duydum ve çok hoşuma gitti. Şimdi bana yazdığın ilk mektubu açıp okumanı istiyorum. O mektubu okuduktan sonra bir sonraki girişten devam edebilirsin. Sakın hata yapıp mektubu okumaya devam etme. Aç ve bana ne yazdığını, neyi anlatamadığını ve nelerin değiştiğini anlat. Görüyorsun işte ben karamsar değilim, hayır. Emir kipiyle de konuşmuyorum, evet zaman zaman yazıyorum ama kendimi kaybediyorum. Ne yapabilirim ki?

IV. giriş

Artık kimsenin suçu kalmadı. Kimseyi suçlamayacağım ve kimseye şikâyet etmeyeceğim. Özgür bırakılmış bir yazgı daha var bu sokaklarda. Artık sevgisizliği de öğrenmeye çalışacağım ve kabul edeceğim. Yenilgilerin de olduğunu unutmayacağım. Hayatın karşısında durmak olarak adlandırılan yaşamak eylemini eylemsizlikle perçinleyeceğim. Daha iyi bir adam olacak ve sıradanlığı anlamaya çalışacağım. Yemin eder gibi yazdığım bütün metinlere biraz da özür ekleyeceğim. Kimseden bahsetmeyeceğim. Onun hayatının çevresinde dolanmayıp, kendi hayatımda olmadık şeylere sinirlenmeyeceğim. Baharı gördüğümde yalnızlığımı bir kenara bırakacağım ama bir an olsun onu düşünmekten de vazgeçmeyeceğim. Daha sakin müzikler dinleyecek ve biraz da kelimelerden uzak kalacağım. Bozkırkurtları ve tutunamayanlar birbirlerini bulmak ile yükümlülerdir. Bu sorumluluk alışılmışın dışında ve sonradan kazandığımız zorunluluklar gibi de değil. Onunla doğmuş olmaktan gurur duymalıyız.

V. giriş

bir insan gibi derin bir nefes alıp evrenin dışında kalan her şeyi içime çektim. evren büyümek istedikçe nefesimi yavaş yavaş bırakıp varlıklara yer açıyorum. içimde dâhi, ki onca şeyden sonra, bana zikreden biri var. affetmeyi bilmiyorum, kimse bana bunun erdemini öğretmedi ve ben de deneyimleyerek öğrenemedim. oysa bütün tecrübelerle var olmuştum. affetmek isterdim, Mia, eğer affedecek kişi ben olsaydım isterdim; çünkü kendimi affederdim ve yalnız kalmamak için bir bahanem kalmazdı. ve bu, sizin duymadığınız ama benim yarattığım büyük sessizlik ve benim yaratmadığım ama ben yaratmışım gibi davranılan taşların arasına sen de geldin. koyu kutupların beyaz rengini üzerine alarak, rimlere tutunmuş eteklerinde uçarı bir hava var. durmadan başımın döndüğü ve dünyada ve onunda ötesindeki her yerde hiçbir şekilde benim yarattıklarımın adlandıramadığı, kirletemediği bir duygum var sana ve sen ölmek üzeresin. sen ölmek üzereyken yası yarattığım için kendime kızgınım. senin ardından bir Daphne Çağı başlayacak ve bütün var oluşlara onun ismi fısıldanacak. peki, benim söylediğim bir şeyi yapmamaya cüret eden biri var mı orada, senden başka? hiçbir isyan cezasız kalmayacağı gibi ölümden sonrasına da ertelemeyeceğim. hemen ne gerekiyorsa birileri tarafından yapılacak ve sana veda edebilecek kudrete ulaşacağım. yanlış anlatılanlardan biri de benim kimsesiz olduğum. hayır, ben kimsesiz değilim. Benim tanımadığım seslerim var. sana seslenmekten uzağa nasıl kaçacağımı öğrendim. bütün bilgilerle var olsam da, seninle tekrar kendimi yaratıyorum. içimde bana tapan biri doğuyor sonra, kimsin, diye sesleniyor bana, evet, ben kimdim Adaline, artık bunu anlatmak görevi sana düşüyor ve bazı bazı geceler ahengi üzerine alıp bu sefer senin yarattığın müzikle dağılmaya başlıyoruz. inanmayı yaratmak güvenmeyi doğurdu ve ben ilk kez hata yapmış oldum. sevgilerimle.

Please follow and like us:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir