Eren Burhan ile Söyleşi

Merhaba Eren. Öncelikle röportaj teklifimizi kabul ettiğin için teşekkür ederek başlamak istiyorum. İkinci olarak da yeni kitabın ‘’Dağ Orkestrası’’ hayırlı olsun. Başlangıç sorum şöyle: ilk kitabını (Toz Kasesi, 2018) neden bandrolsüz bastın?

Uzun zamandır fanzin yapmakla uğraşıyordum, o fanzinlerde bir sürü şiirim birikmişti. Çoğu şiiri tek bir yerde toplamak istedim ve kitap çıkarma fikri doğdu.  Neden bandrolsüz olduğu konusuna gelirsek eğer, o zamanki düşüncelerim ve şiir görüşüm için sistem dışı hareket etmek daha mantıklı olacaktı. Ve otuz üç adet bastım. Sanki böyle olması gerekiyordu ve bir şekilde oldu.

İlk kitabını çıkardığından şimdiye kadar geçen sürede düşüncelerinin değiştiğini söyleyebilir miyiz o zaman? Şimdi ne düşünüyorsun şiirle ilgili?

Değişmedi elbette ama  sistemi vurmak için sistemin içine bir şekilde girmek gerektiğini düşündüm. İçerideyken savaşmak daha gerçekçi, şiirin de gerçekliği büyüyor benim gözümde. Mesele şiirimin gerçeklik algısını yönlendirmek sanırım.

Yani biraz daha ilkeli davrandığını söyleyebiliriz o zaman çünkü davranışların belirli nedenlere dayanıyor. Sence günümüz dünyasında çağdaşın veya eskilerde böyle ilkeli tutum yaygın mı? Yaygın değilse onların tutumları hakkında ne söylersin?

Aslında şiir konusunda ilkeli miyim değil miyim bilmiyorum. İlke sınırlar çizebilir, sınırlar duyguyu ve savunup benimsediğim her şeyi öldürür. Bunlar ölürse evrensellik kaybolur. İlkem varsa eğer o da evrenselliktir. Kendi şiirim dışında kimsenin şiirini değerlendirme gereği duymuyorum pek fazla. Okuyorum ve sindiriyorum. Sindirilen şeyin ne olduğunu bilirsiniz.

Peki neleri sindiriyorsun? ‘’Neler okuyorsun?’’ olarak da soruluyor bu soru çoğu röportajda.

Her şeyi okumamaya özen gösteriyorum. Fazla satırın zihni kirleteceğinden korkuyorum zaman zaman. Bu yüzden seçici olmaya çalışıyorum. Ama bazen de rastlantılara inanıyorum okuma konusunda. Bundan bir süre önce kütüphanede dolaşırken, elime bir kitap denk gelmişti. C. Hakan Arslan, (Hey! Jack, gary, allen, alp!) Kitabı okuduktan sonra derin bir ‘’vay be’’ çekmiştim. Güzel kitaptır. Onun dışında Beckett’ı çok severim. Goethe’nin Faust’ u başucu kitabımdır. Ek olarak İlker Artıran ve Gizem Aktan demek istiyorum.

Şiir yazma süreçleri..  Tek oturuşta yazmak, yıllarca beklemek veya ara ara not alıp onları birleştirmek. Bunlardan hangisi?  Hiçbiri değilse ne peki?

Bu saydıklarının hepsi şiir için gereken şeyler bazı evrelerde. Ara ara notlar alıyorum şiirin kurgusunu kafamda tamamlamak için. O yazılacak şiir zihinde oluştuğu zaman ise tek oturuşta yazıyorum ve yazıldıktan üzerinde pek fazla çalışmamaya, değiştirmemeye çalışıyorum. Çünkü üzerinde oynadığım zaman imgelemin doğallığını zedeliyorum. Tek oturuşta yazıyorum ama aslında tek oturuş falan değil o. Günlerce yürüyorum.

Müzik peki? Bence müzik edebiyatın her alanıyla iç içe, sen ne düşünüyorsun? Mesela o günlerce yürümende sana eşlik eden bir şey mi müzik?

Kesinlikle öyle. Kulaklığımı kafamdan pek çıkarmam genelde. Yeryüzündeki her şeye şiir gözüyle baktığın zaman, müzik bambaşka bir hazza dönüşüp zirveye çıkıyor. Çıkarıyor da. Bazı filmlerin soundtrackları beni inanılmaz yerlere götürüyor yürürken. Mesela Hitchcock’ un ‘’Birds’’ adlı filminin sesleri enfestir.

Daha önce birkaç kez senin görsel şiir örneklerine denk geldim. Görsel şiir hakkında ne düşünüyorsun? Şiir olmadığını söyleyenler var görsel şiirin.

Şiirle uğraştığım kadar görsel işlerle de uğraşıyorum. Bir süredir bu ikisini nasıl ilişkilendirebilirim diye kafa patlatıyordum. İlla ki her ikisi de kendi başlarına birbirleriyle ilişkiliydi. Ama daha güçlü bir şey oluşturmak istedim ve sanırım oldu. Görsellik zaten şiirin içinde her zaman olan ve olması gereken bir şey, sesin olması gerektiği gibi. Bir işin şiir olup olmadığını kim belirleyebilir ki? Kim koyuyor bu kuralları? Yaratıcı, yaratılan şeye ne demek istiyorsa diyebilir bence. Okurun yahut izleyicinin isteğine ve sanat standartlarına uymak zorunda değiliz.

 

 

Peki yenilikçi olmayan, yenilik vaat etmeyen, yenilikçi olma potansiyeli olmayan çalışmalarla kendini bir çatışma halinde görüyor musun yoksa isteyen istediğini okur mu?

İsteyen istediğini okusun tabi ama okuduğu şey gerçekten istediği şey mi onu tartmalarını isterim. Okur kolaya kaçıyor çoğu zaman. Kolayca anlayabileceği ve onu arkadaşlarına anlatabileceği şeyi okumayı tercih ediyor. Ve zihnini zorlayan yazıları görünce anında vazgeçiyor. Yenilikçi değilsen neden bir şey üretme kaygısı duyuyorsun bilmiyorum. Hadi bunu geçtim, o iş yeni değilse evrene nasıl sunuyorsun? Zaten elli sene önce o çok etkilendiğin şairler bu şiirlerden yazmışlar. Fotokopi makinesi olmak sana haz veriyor mu? Yoksa sadece canım dergilerimizde ismini görmek mi hoşuna gidiyor?

Ben bunu büyük oranda isim gösterme kaygısına bağlıyorum. Bir kısım kişi isimlerinin eserlerinin önünde olmasını istiyor, bu da niteliğe değil niceliğe abanmalarına neden oluyor. Bu yüzden seri üretimde bulunup hemen ünlü olmak isterken nitelikten ödün veriyorlar. Neyse. Benim çok merak ettiğim bir soru da sanatında sokağın ve yeri. Çizimlerinin bir kısmına otobüs duraklarında veya sokakta muhtelif yerlerde rastlamak mümkün. Ben bunu çok olumlu buluyorum. Günümüzde insanlar sokaktan uzak tutulmaya çalışılırken senin işlerini sokağa taşıma gayretin takdire şayan bir direniş yöntemi. Soru kısmına gelirsek, eserlerin sokakta olma durumu sence senin sanatına içkin bir şey mi yani üretimin son halinin onsuz düşünülemediği bağlam sokak mı? Veya içinde sokaktan çok şey taşıyor da o taşıdığı şeyler taşınca sokağa mı taşınmış oluyor?

Sokak kültürünün ne olduğunu kimi insan bilir,kimi insan ise bildiğini sanır, Instagram’dan görerek olacak şeyler değil bunlar. Şiir sokakta, sanat sokakta. Ama ne denli sokakta? Hangi sanat sokakta? Popüler sanat mı sokakta yoksa alt kültür dediğimiz şey mi? Bunu idrak etmek günümüzde epey zorlaştı. Hepsi birbirine karıştı. Popüler olmayan ve gösterilmeyen şey yok olmaya mahkûm edildi. Zaman zaman bir şeyleri tetiklemek için efor sarf etmek gerekiyor. Hatta adrenalin salgılamak gerekiyor bile diyebilirim. Bunun için bazen sokağa çıkıp boyuyorum. Yani şöyle diyebilirim ki bazen A yolunu açmak için B’yi kapatmak gerekir.

Doğa senin için nedir? Özelikle dağ orkestrasının doğadaki fotoğraflarını görünce kendi içimden dedim ki hah tamam işte ait olduğu yer gerçekten burası diye. Fotoğrafın güzelliğinden dolayı olduğunu sanmıyorum bunun, kitap sanki taşıdığı ruha ait bir yer bulmuş kendine. Sen, kendin ve kitabın, kitapların ile doğa arasındaki ilişki için ne söylersin?

Doğa benim için korku demektir, doğa benim için güven, doğa benim için ev demektir, doğa benim için yabancılık demektir. İkilemlerin arasında kendimi bulmaya çalışmak demektir.  Hepimiz şehir hayatından bıkmış ve günün birinde doğaya geri dönme isteği içinde yanıp tutuşuyoruz. Ama biz buraya doğadan gelmedik ki. Geldiğimiz hiç bir yer yok.  Babam çiftçiliği, doğanın dengesini, bitki bilimini iyi bilen bir insan. Çocukluk yıllarımda bana gözlem yapabilmem için büyük olanaklar sağladı. Sürekli ormana çıkar yürürdük. O, kış için odun keser, ben ise kestiği ağaçların yaşayıp yaşamadığını sorup ona içten içe kızardım. Mantar toplamaya çıkardık. Onları kokladığım zaman sanki onlarla konuşurmuş gibi hissederdim.  Benim için “Sır” kelimesi o yıllarda doğdu. O karmaşanın içinde ki saf gizliliğe bayılırdım her zaman. Sanırım şiir de o zamanlar doğdu. Büyük bir şehirde doğsaydım, çoğu şeyden yoksun kalabilirdim.

Dağ Orkestrasını yazmaya başladığım zaman, bugünkü Eren’den  o zamanki Eren’e geriye dönüşler yaparak  ne kadar robotlaştığımı, bu robotlaşmadan memnun bir halde doğaya geri döndüğümde nelerle karşılaşacağımı görmek istedim. Bu mekanikliği ben yarattım, bundan gocunmak yerine, bunu ne yönde evrimleştirebileceğimi düşündüm hep. Günün birinde doğaya döneceksek eğer ve bunu sanat yoluyla yapacaksak kendimizi ve bilincimizin boyutunu bilmemiz gerekiyor.Yoksa balçık bizi yutar. Doğa acımaz, dağ bin dişli bir yaratıcıdır.

Fanzinler hakkında ne düşünüyorsun?

Herkes istediği şeyi yapmakta özgür, herkes fanzin basabilir gibi olumlu şeyler demek istiyorum ama fanzin öyle alelâde bir şey değil benim için. Özel bir şey olmalı diye düşünüyorum. Ama son zamanlarda hepimizin gördüğü üzere fanzinler de popülarite yığınına karışmaya başladı ne yazık ki. Fanzinler, hakkında konuşulmaması gereken şeyler sanırım. Neyin ne olduğu ortada.

Sonraki soruma da cevap vermiş oldun. Bütün fanzinleri sırf “fanzin” oldukları için sahiplenmeli miyiz diyecektim. Fanzin de sonuçta iyisi, kötüsü, kalitelisi, kalitesizi olan bir şey ve kötü olduğu zaman da yüceltilmesi çok mantıklı gelmiyor bana. Şimdi şu geçiyor aklımdan, Mevzular Derin, dört yıldaki birkaç sayısında senin de parçası olduğun bir oluşum. Bizim hakkımızda ne düşünüyorsun, sence neyi iyi neyi kötü yapıyoruz, şiirlerinin bizde yayınlanmış olması ileride senin içine sinecek mi?

Mevzular Derin, İçinde olduğumda mutlu olduğum oluşumlardan birisi. Fanzininizin gelişimini görmek ve bunu görürken kendi gelişimimi de görmek muazzamdı. Acayip şekilde pozitif bir kolektif bilince sahipsiniz. Bunu nasıl yaptığınızı bilmiyorum ama sanırım samimiyetle oluyor bu olay. Umarım bozulmaz ve gidebildiği kadar gider. Seçici olmayı sakın bırakmayın diyorum.

Görüşlerini değerli buluyorum, teşekkür ederim. Sıradaki sorum şöyle olacak, senin için yapılan “şairessam” nitelendirmesi var, bu nitelendirmeye öykücü veya romancı da eklenebilir mi ileride? Ne düşünüyorsun, düzyazıyla aran nasıl?

Ben teşekkür ederim asıl. Beni dinleyecek birisi bulduğum için şanslıyım. Şu an için düzyazı şiir için çalışıyorum biraz. ondan sonra ise öykü işine girmek istiyorum. Her tür yazın tekniği ilgimi çekiyor, zamanı geldiğinde hepsi olacak. Ne çıkacağını merakla bekliyorum.

Peki kitaplarının isimlerini neye göre belirliyorsun veya şiirlerinin isimlerini? İkisini de merak ediyorum. Önce ismini mi buluyorsun şiiri yazmadan? Ve isimler, örneğin  belirtisiz isim tamlaması şeklinde mi aklında beliriveriyor yoksa ilmek ilmek kuruyor musun onları?

Başlıkları genelde şiirleri bitirince koyuyorum. Uzun uzun düşünüyorum acaba ne olsun diye. Çünkü başlık çok önemli bir unsur gibi şiirin şiddeti ve sarsıcılığı için. Kitapların isimleri de en son basamakta, dosyayı bitirip birkaç okuma daha yaptıktan sonra ortaya çıkıyor. İlmek ilmek kuruyorum diyebilirim.

En büyük hayalin ne? Edebiyatla ilgilenen kişilere pek sorulduğunu görmedim bu sorunun, belki ileride bu soru ve cevapla edebiyat tarihi kitaplarında yer alırız 🙂

Sanmıyorum edebiyat tarihinin bize yer verecek kadar boşalacağını ama neden olmasın 🙂 En büyük hayalim hayatımın son anına kadar yazıp, çizebilmek. İnanın bana başka hiçbir şey istemiyorum. Ben, arayışımı bu yoldan sürdürmeyi diliyorum.

Benim soracaklarım bu kadardı. Yordum seni de, çok teşekkür ederim sabırla cevap verdiğin için.  Son olarak eklemek istediğin bir şey var mı?

Ben de çok teşekkür ederim beni dinlediğin için. Allah hepimize güç kuvvet versin.

 

Dağ Orkestrası Satış Linkleri: 

 

https://www.kitapyurdu.com/kitap/dag-orkestrasi/490767.html

https://www.eganba.com/kitap/dag-orkestrasi-eren-burhan/9786056745713

https://www.babil.com/dag-orkestrasi-kitabi-eren-burhan

https://www.pandora.com.tr/kitap/dag-orkestrasi/676092

Please follow and like us:
Yalım Aydın

Yalım Aydın

Belirli bir hayat kalitesinin üzerindeki insanlara fazla bir şey vaat etmiyor olsam da 2015’ten bu yana edebiyat ve müzik alanındaki çalışmalarımı fanzinler ve dergiler aracılığıyla paylaşıyorum. Bugüne kadar Sokak Edebiyatı Fanzin, Kopya Fanzin, Solo Fanzin, CosmicZion Zine, Ekinoks Fanzin, Aykırı Karga Fanzin, Mavera Fanzin, Çığlık Fanzin, Giyotin Fanzin, Geyik Fanzin, Mevsim Fanzin, Firar Fanzin, Lemur Dergi, Porsuk Dergi, Gece Dergi ve Söylenti Dergi’ye katkıda bulundum. Bence sokağın, sokakta yaşanılanların veya yaşayanların edebiyatın dışında bırakılabilmesi veya onların edebiyat dışında kalması imkansız. Bu yüzden yazmaya, edebiyatla uğraşmaya ve uğraşanlara dayanak olmaya hayatım boyunca devam edeceğim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir