Boşluğa Üflenmiş Üç Harfli Özürler

Benim küçük cinim, gecenin (belki en umutsuz olduğu vakitlerinden birinde) yüreğime zift gibi tatsız ve katı bir biçimde damlamasına karşın oturmuş sana yazıyorum. Üstelik hiçbir beklentim yok, bu yazdıklarımı hiç okumayacaksın biliyorum; çünkü parlak gezegenlerin ışığı altında mutluluk tasarlayan çocuklar çoktan uyudular. Geride bir tek uykusu vicdan azabıyla paramparça olan, yanlış gittiği yolları adım adım geriye koşmaya çalışan bir ben varım şimdi uyanık.

Ve sana karşı senden bile çok kırgınım. Yükselen sesler, araya giren özneler ortasında bir başka ihtimalin ellerimden boşluğa aktığını hissediyorum. Yani hayalimin hiç sebepsiz yok olup gitmesi bu. Seni bir senden bile yalnız bulsam çok çok özür dileyeceğim ama her yanım yabancılar… üstelik biri de dış dünyaya cin kılığında gözüken sen.

Zamanın bütün göreceliğini duyumsuyorum şimdi. Bir başka adreste ateşli bir sevişmenin hızlı geçen dakikaları şimdi benim başımın üstünde adeta bir Demokles. Konuşmaya insan bulamıyorum, cinleri de insanların hiçbirine anlatamıyorum zaten. Tuhaf olanın ardından gitmeyi pek sevmiyorlar kurgu dünyalarının dışında. Zaten üstüne gitmeyeceğim hiçbirinin zira açığa vurduğum pişmanlık, sevgi gibi duygular adına içimde saklı duran müthiş bir bencillikten güç alıyorum. Küçük cini yalnız ben sevebilirim, küçük cine yalnız ben küsebilirim hatta darılmayın gücenmeyin; küçük cini yalnız ben bilebilirim.

Biliyorsunuz insanlar kibir, bencillik gibi gayri resmi temel kuvvetlerin etkisi altında kalınca doğru cümleleri bir türlü düşüremiyor. Hal böyle olunca küçük cinime adanmış olması gereken bir özür de muhtelif düşüncelerin arasında çorba olmuş, amaçsız, açıklamasız, kabak gibi ortada duruyor. Düzenlemeye asla girişemem. Zihnimin kağıda dökümünü kısaltıp inceltemem hiçbir türlü böyle yenik bir gecenin içinden. Şahsiyse şahsi, gereksizse gereksiz ne olursa olsun, hatta koskoca dünyada biri insan biri cin iki kişi dışında kimse anlam veremeyecek olsa da olsun bu yazı böyle duracak. İçimi ferahlatıyor çünkü anlıyor musunuz? Anlaşamamaya yemin etmiş varlıkların birisi tarafından kaleme alınan yüce sözleşmesi karşınızda duran. Ve maddeler gittikçe güçleniyor. Kan döküldükçe daha da fazla zıt yönlere kayıyor söylem ve biçimlerimiz. Çare bul getir bana küçük cinim, belki dediğin gibi korkak ve kaçmaya meraklı olan benim fakat yine de ilk adımı atmış bir şekilde sesleniyorum sana şimdi. Bir kerecik yüzüm senden yana gülmesin mi ?

Nefesimin sonuna uykunun başına doğru geliyoruz. Yatak büyülü, yatak her zamanki gibi çok güzel. Sen de onlardan birinde saçma bir rüyanın içindesin bu vakitte. Her ne kadar boşluğa üfledimse de birkaç toz zerreciği ziyaretine gitsin isterdim. İçlerinden herhangi biri seni bir rüyanın ortasında yakalarsa sen de büyük soru işaretleriyle uyanırsın. İşte o zaman adresimi en iyi bilen varlık olacaksın, ceplerine barışmaya dair bütün duyguları doldur da gel. Lütfen, lütfen ikimiz için huzur…

Son ışıkları da kapatıp çıkıyorum!

Please follow and like us:
Alperen Yavaş

Alperen Yavaş

İyi günler genç beyler ve bayanlar, size kendimi tanıtmam gerekirse 99 doğumlu, edebiyatla ilgili ve çevresindeki çoğu şeyi anlamlandırmaya çalışan bir beşerim. MDF adlı güzellik benim okurluktan yazarlığa geçişimdeki ilk ciddi basamak oldu. Sonradan gittikçe büyüyen ve internet sitesine de kavuşan bu fanzin benim kendimi anlatmamı sağlayan en güzel yer.aslına bakarsanız genele dair düşünebileceğim yaşlara geldiğimden beri kafamda sürekli bir çark dönüyor ve bu enerjiyi de diğer insanlara aktarmak istiyorum. Son olarak burası inanıyorum ki burada benim kendimce uydurduğum “tanıtıcı kelimeler”e hiç muhtaç bırakmayacak, kendi karakterimi üstüne işleyebildiğim yazılara ev sahipliği yapacaktır. Eh, o zaman da gelip “lan bu da ne saçma biyografiymiş haa”dersiniz olur mu?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir