Boşluğa Üflenmiş Üç Harfli Özürler-2

Benim küçük cinim, sanıyorum ki sen de bugünlerde herkesin olduğu gibi bir deniz bulma telaşı içindesin.Sürekli farklı araçların arka kapılarından çıkarak adları geçmişin eğlenceli çocukluk günlerine ışık tutan başka başka koylara gidiyorsun ve de suyu çekilmiş kupkuru bir deriyi görmeden çıkmıyorsun hiçbirinden belki de. Eh, tabi ki bunlar yazın getirdikleri. Sen de yaz ve macera cinisin kesinlikle.

Benim kumları terk etmemin üzerinden çok bir zaman geçmedi. O yüzden de sürüşü zevkli bir dalganın getirdiği düşünceleri henüz unutmadım. Bu düşüncelerin bölgesine köpek gibi çukurlar açıp gezinmemize hiç gerek kalmadan görebiliriz ki neredeyse hepsinin öznesi sensin.

Komiktir ki bir tarafı cıvıl cıvıl dükkanlarla sıralı, öte yanı da parmak uçlarına yanan bir sokak lambası bile alamadan karanlığa gömülmüş evlerin olduğu bir ilçede aramızdaki ilişkiye dışarıdan bakınca hiçbir şeyin anlaşılmadığını söylemiştin bana. Ben de hayretle sesinin geldiği tarafa bakarak “Nasıl olur? Nasıl olur?” demiştim eğer hayal gücüm uydurmadıysa tüm bu anılarımı. Nasıl olur da aşk gibi, en geniş ve yığın yığın pislik dağlarıyla dolu bir çöplükte bile bütün ümitsizliklere meydan okurcasına insanın ruhunu en güzel ışıltılarla doldurarak kokan evrensel bir kokuyu cinler duyumsayamaz? Bunu hangi akıl kolaylıkla kabullenir? Tüm o istisnai özellikleri sayesinde içinden çıktığı toplumdan kolaylıkla sıyrılan, absürdün ve umarsızlığın çekici gücüyle yoğrulup mükemmelleşen benim küçük cinim nasıl da böyle basit bir şeyi atlar anlayamıyorum.

Fakat hiçbir sorun tek taraflı olmaz. Hiçbir tartışmadan bütün mesuliyeti karşı tarafa yıkarak kurtulamazsınız. Zaten söz konusu cinim olunca benim de böyle ilkel taktiklere ihtiyacım kalmıyor, zira en küçük oyunumda dahi iş üstünde yakalanarak paylanıyorum bir şekilde. Eh, hal böyle olunca da tıpkı geçmiş günlerde de yaptığım gibi cinimin hiçbir şekilde açılmayacak olan bu yazı kapısını tüm samimiyetimle çalmam, içimden birkaç parça pişmanlık dökmem, acıyı kelimelerimle seyreltmeye çalışmam ve de artık bir ritüel haline geldiği için cinimden özür dilemem gerekiyor. İnsan dışında hiçbir varlık tarafından okunmayacağını kesinlikle bilsem de bunları söylemeden rahatlayamıyorum. Bu seferki kırgınlığımız ise kesinlikle daha kritik. Sadece üzerime yaz hantallığı çöktüğünden olsa gerek durumun ciddiyetini bir türlü dökemiyorum satırlara.

Çok konuşup hiçbir şey anlatmıyorum. Hatta bazen gevezeliğimden kelimelerimin bile şikayetçi olup doğru yerlere oturmayı bir şekilde reddederek saçma cümleler ve saçma hikayeler yazmama sebep olduğunu düşünüyorum. Tabi bu işin en kolay kısmı. Karışık düşünmekten dolayı karışık yazmanın suçunu bile artık çoktan derme çatma, kargacık burgacık yaratılışla var ettiğim kelimelere yüklemeyi ancak benim gibi birkaç aciz yazar yapar. Hem de hala bu bomboş satırlarla Legolarını şekilden şekle sokan küçücük çocuklar gibi ısrarla uğraşan benim kadar zavallı yaratılışlı, sözünden; en başından beri yalnızca en yalın haliyle söylemesi gerek sözünden tavuk gibi korkan, kötürüm bir laf ebesi, söz budalası, anlam mahrumu yoktur. Mesajım bile olmadan boşluğa sinyal verip duruyorum duyuyor musunuz? Neyse, dediğim gibi; çok konuşup hiçbir şey anlatmıyorum.

Ama bütün bu saçmalıklarla artık bir son vermeliyiz değil mi benim küçük cinim ? Son gerçek konuşmamızda o kadar yanlış zamanda söyledim ki bazı gerçekleri şimdi ağzımda yalnızca arkalarında bıraktıkları bozuk süt tadı var. Ve bu, aramızdaki her şeyi bozdu. Bir insan bir cinden oluşan topluluğumuz iki yabancıya bölündü. Eskiden ince bir zekayla yapılmış esprilerin, şakalaşmaların doldurduğu boşlukları şimdileri kutup sesiyle ağızdan çıkan “Merhabalar, görüşürüzler” işgal ediyor. Göz kaçırıp adım aşırtıyoruz. Sahteden sarılıp isteksiz vedalaşıyoruz birbirimizle. “Ne yapmalı? Ne yapmalı?” diyerekten uzun uzun volta atıyorum fakat en sonunda sadece senden defalarca özür dilemiş oluyorum. Hatırlar mısın sana önceden de demiştim: Çok çok özür dilerim küçük cinim. Uzak kalmak içimde derin bir kuyu, ve bunun bende yarattığı acıyı sana hissettirmemi hangi dil olanaklı kılar söyleyebilir misin bana? Ya da hepsini unut kalsın, bir daha senin gibi muhtemelen Kutsal Kase aleminden kaçmış olan saçma bir cini, bu dünya insanlığına çevirmeye bu kadar hevesli bir kişi bulabilecek miyiz? İnan bana böbürlenmiyorum, bu yalnızca aramızda taşınan harikulade ilişkiyi yansıtmak istediğim aptal bir metafordu. Bunların hepsi sana duyduğum sevginin ardından gelen saçma saygıda yatıyor. Hepsini bir gün aşacağım. Bizim için aşmalıyım. Yoksa onca anıyı donuk bir ifadeyle belirsizliğe “keşke…” diyerek anan insan ve cinlerimiz kalır elimizde. Böyle bir gelecekten yalnızca ve yalnızca sakınabiliriz.

Kupa ya da sinek, bütün kızların bakışlarından hayal kırıklığı dökülüyor sanki. Daha sen hariç başka insanlara mutluluk vermeye hiç hazır değilim- Veremiyorum da-. Elimden tutsan küçük cinim, daha iyisi hiç yok mu ?

Please follow and like us:
Alperen Yavaş

Alperen Yavaş

İyi günler genç beyler ve bayanlar, size kendimi tanıtmam gerekirse 99 doğumlu, edebiyatla ilgili ve çevresindeki çoğu şeyi anlamlandırmaya çalışan bir beşerim. MDF adlı güzellik benim okurluktan yazarlığa geçişimdeki ilk ciddi basamak oldu. Sonradan gittikçe büyüyen ve internet sitesine de kavuşan bu fanzin benim kendimi anlatmamı sağlayan en güzel yer.aslına bakarsanız genele dair düşünebileceğim yaşlara geldiğimden beri kafamda sürekli bir çark dönüyor ve bu enerjiyi de diğer insanlara aktarmak istiyorum. Son olarak burası inanıyorum ki burada benim kendimce uydurduğum “tanıtıcı kelimeler”e hiç muhtaç bırakmayacak, kendi karakterimi üstüne işleyebildiğim yazılara ev sahipliği yapacaktır. Eh, o zaman da gelip “lan bu da ne saçma biyografiymiş haa”dersiniz olur mu?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir