Birtakım Duygusal Problemler

Yirmi dakikalık bir minibüs yolculuğu ve on dakikalık yürüyüşten sonra partinin yapılacağı eve ulaşıyorum. Kapıda yüzlerde büyük bir gülümseme ile karşılanıyorum, parkamı çıkartıp mutfağa, doğum günü çocuğunun yanına geçiyorum. Selamlaşıp birbirimize sarılıyoruz, hal hatır sorup ayaküstü birkaç dakika sohbet ettikten sonra evin salonuna geçiyoruz. Yarım saat sonra kapı çalınıyor ve partinin onur konuğu geliyor. İçeriye girdiğinde heyecandan elim ayağım boşalıyor, saçmalamamak için kendimi kasıyorum fakat vücudum komutlarıma uymuyor. Onur konuğu herkesle selamlaşıp en son benimle selamlaşmak için yanıma geliyor. Göz göze geldiğimizde alnımdan bir damla ter süzülüyor, oldukça sakin bir tavırla kendisi ile tokalaşıyorum ve direk kendimi dışarı atıyorum. Heyecanımı dindirmek için bir sigara yakıyorum, balkon camlarını açıyorum fakat ruhum öylesine yanıyor ki dışarısının soğuğu ruhumun ateşini söndürmüyor. Sigaramı bitirip içeriye geçiyorum, biraz sonra parti başlıyor, Doğum günü çocuğuna tebrikler iletiliyor, fotoğraflar çekiliyor. Bir bardak şarap alıp köşede durak koltuğa oturuyorum. Ortam kalabalık ve kalabalığın içinde kendimi soyutluyor ve insanları gözlemliyorum fakat sürekli gözlerim onur konuğunun gözlerine gidiyor. Bakışlarıma hâkim olamıyorum. Gözlerinin mavisi öyle bir içine çekiyor ki beni kendimi boşlukta süzülüyor gibi hissediyorum. Bir süre sonra konu konuyu açıyor ve sohbet etmeye başlıyoruz. Sohbetin bitiminde kendisi için yazdığım şiiri unutmadığını söylüyor, isterse şimdi okuyabileceğimi söylüyorum, kabul ediyor ve mutfağa ilerliyor, bir bardak daha şarap dolduruyorum ve yanına gidiyorum.

Onur konuğu ile daha önceden kısa bir tanışıklığımız vardı fakat ondan etkilenmem yine bir doğum günü partisinde oldu. Gecenin ilerleyen vakitlerinde musiki faslına geçilmiş, yedi duble rakı içen ben yine düşüncelerimde boğulurken onur konuğunun oturduğu tarafa baktım. Baktığımda çalan şarkıyı dinliyor ve masanın ortasına dalgın dalgın bakıyordu. Bakışlarından o kadar etkilendim ki zihnimde bir Tori Amos şarkısı çalmaya başladı, parkamdan kalemimi ve defterimi çıkarttım, bir sigara yaktım, kelimeler beyin kıvrımlarımdan ellerime, ellerimden kalemin karasına, kalemin karasından deftere aktı. Yazmayı bitirdikten sonra dışarıya çıktım ve bir sigara yakıp zihnimde yankılanan şarkıyı mırıldanmaya başladım. Uzun zamandır bir kadından uğruna yazacak kadar etkilenmemiştim. Mekândan ayrılırken dışarıda kendisi ile vedalaştım, hakkında yazılmış bir şiir olduğunu ve eğer isterse bir kahve eşliğinde kendisine hakkında yazılan şiiri okuyabileceğimi söyledim. Gülümsedi, çok güzel gülümsedi. Pazar günü beni arayacağını söyleyip vedalaştı ve gitti. Pek tabii ki aramadı…

Sandalyeyi tam karşısına çekiyorum ve oturuyorum. Bir sigara yakıyorum ve heyecanımı da bastırarak tok bir sesle o gece yazdığım şiiri okuyorum, yer yer göz teması kurarak;

“ Ortamda bir musiki,

  O musikinin içinde baktı dalgın ve kırgın,

   Bir fatih misali mağrur ve asil,

   Gözleri konuştu o anda,

   Ruhumun ateşini söndürürcesine,

   Derya gözlerle yıkadı ruhumun alevlerini,

 

   Asalet akarken bakışlarından,

   Rakısını yudumladı bir tanrıça edasıyla,

   Baktım sadece o boş rakı kadehine,

  Dudaklarından ruhuna inen beyaz günaha özenircesine.

 

 Derya gözlerine kurban olduğum,

 Duy ruhumun çığlığını,

 Duy içimde yükselen feryadı,

 Duy beni.

 

 Gözlerinden mahrum bu hayatın sonundayım,

 Yol ayrımlarından bağımsız,

 Sislerin içinde nalân eden ruhumun feryadı duyulmaz.

 

 Ben yüzmeyi Karadeniz’de öğrendim,

 Derya gözlerinde boğuldum.”

Şiiri okumayı bitirdiğimde sigaramdan büyük bir nefes alıyorum. Gözlerine bakıyorum, bir daha bakamayacakmış gibi. Hafiften gözlerinin dolduğunu görüyorum. Daha önce de kendisi için şiirler yazıldığını ama hiç birinin ruhuna bu kadar dokunmadığını söylüyor. O akşam kendisi hakkında neler hissettiğimi ve aramasını beklediğimi, açıkçası aramadığı için de hissettiğim hayal kırıklığını belirtiyorum. Biraz mahcup oluyor, gülümsüyor, amına koyayım çok güzel gülümsüyor. Sohbetimiz bittiğinde içeriye geçiyoruz ve müsaade isteyerek evden ayrılıyorum. Dışarı çıkıyorum ve bir sigara yakıp kulaklıklarımı takıyorum. Gecenin karanlığından kulağıma şu sözler akıyor;

“You are looking at me but I don’t know what to say

Are you sure it’s supposed to feel this way?”

Şarkının sözleri kulağımda çınlarken şiiri okuduktan sonra bana bakışlarını anımsıyorum, gülümsüyorum, sigaramdan büyük bir nefes daha çekiyorum ve boş sokakta yürümeye devam ediyorum, bir daha görüşmemek üzere.

Please follow and like us:
Anıl Aksoy

Anıl Aksoy

1991 yılında bütün memlekete bakan fakat kendi şehrinin takımına bakamayan bir kentte doğdum, büyüdüm ve berbat hayatımı sürdürmekteyim. 2001 yılından itibaren sıkı bir rock dinleyicisiyim, 2010'da delirdim ve 2013 yılında yazmaya başladım, bir kadının hayatımdan çıkışı vasıtasıyla. İlk zamanlar kişisel bloğumda yazdıklarımı yayınladım ve 2018 - 2020 arası eş zamanlı Leyli Sanat'da yazdım. Süper bir yazar yahut yazdıklarımla birilerinin hayatını değiştirmek gibi bir amacım yok. Bir mevzum var ve okuyan kişinin bu mevzuyu kavrayıp "derdini anlıyorum" demesi benim için yeterlidir. Rom, sigara ve Yavuz Çetin aşkına, RA-men.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir